Renkler Solmasın Kültürler Kaybolmasın

             
 
YAZARLAR
Mezarlık Üzerine Süryani Kilisesi İstemiyoruz

Süryaniler Açısından Din ve Vicdan Özgürlüğü

Süryani-Keldani-Asuri Halkının Çığlığını Duyun

Benim Adım ...

Başın Sağolsun Türkiye: "Hepimiz Hrant'ız"

Sözlü Tarih Çalışmasına Katkıda Bulunalım

Midyat'ta Kültürel Bir Atılım

70 Yıl Önceki Şapka, 40 Yıldır Devam Eden Süreç

2004'e Girerken

Avrupa Birliği Uyum Süreci ve Süryaniler

hepsi

Diaspora Bayramları veya Aralık Özlemim

Hazan Ortasında Bir Ağaç veya Sonbahar Sendromum!

Kendi Vatanında Sürgün Edilen Bir Halk

Bir Doktorun Gözünden Irak'ta Yaşanan Felaket

Rant, Manastır Dinler mi?

Herşey Su ile Başladı

Gözyaşımız "Nakuşo'dan" Damlardı

Hayat Sohbetleri

Zamanın Dışında Gerçekliğin İçinde BAHE

Urfalı Efsuncu Orpheus - Bir Mozaiğin Macerası

Kurşun ve Yorgan

Deyr-Zafaran'ın Taşa Yazılı Mektupları

Tanrı Rahmeti ve 'Toprağı Bol Olmak'

Kendine Saklı Kitaplar

Taşların Barıştığı Hançepek

Benim Olmayan Kilise'nin...

Söyleyen ve Susan

Ben Kendim Değilim

hepsi

Aydın Olmak, Kendini Aydın Sanmak

Bir Evin Anımsattıkları

Ana Sütü Gibi Bedava

Samatya Kaçamakları

Baba ve Oyuncak

İkinci Yarısından Seyredilen Bir Film

Bu Gece Bir Hayaletle Yaptığım Muhabbet

Diş Kurtları ve Bilimin Kökeni

Yitirilmiş Olanlara Karşı Karyo Hliso Duruşu

Süryanicenin Tarihsel Önemi ve Durumu

Mardin Ruhu

Çanlar Yeni Anlayış İçin Çalacak

İhtiyarlık ve Çocukluk /Saybutho u Talyutho

Rasyonel Güç ve Hayatın Değişmez Sabiteleri

Hasyo Hanna Dolabani'yi ANLAMAK

Benlik Çıkmazı ve Ruhsal Labirentler

Çoğulculuk ve Barış

Onun Adı Turabdin İdi

hepsi

Azınlık Kadını Olmak

Bir Sivil Tarih Çalışması; Mihail Kırılmaz

Dilde Destan, Yürekte Yara

Bahe ve Manastır

Tavandaki Çini

Süryani Halkının Yalnızlığı

Umudu Karartmadan Yaşayabilmek

Süryaniler İçin Seyfo Devam Ediyor

Mor Gabriel Tarihimizdir

El Konulmaya Doyulmayan Hıristiyan Malları

Süryani Kardeşime Dokunma

Soğan Kabukları ve Akitu Bayramı

Solgun Sarı'nın Manastırı

Kalbi Halkı İçin Atan Bir Süryani'nin Buruk Vedası

Kadim Süryanilerin Akitu Bayramı

hepsi

Bir Düşün Peşine Düşmek

Süryani İsa'nın Hasret Rüzgarı

70. Yılında Yetmiş Bin Süryani

İnsan Yüreğinde Ne Arzuluyorsa Onu Konuşur

İsa Bakır ve Mektubu

İsa'nın Ağacını Aramak

Siyah Elbiseli Süryani Kadınlar

Süryaniler ve Diyalog

Korku ve Kuşku

Bir Haberin Düşündürdükleri

Süryanilerin Son Güneşi: Metropolit Hanna Dolabani

Bir Toplum Nasıl Yok Olur?

Bu Öyküde Senden Bahsediliyor

Mor Gabriel'e Dokunmak

Mardin'de Eski Bir Gelenek: Hassit Merene

Oryantalist Maryus Bauer Mardin'de

Çicek Açmadan Meyve Vermek

Bir Süryani Halk Ozanı

Mor Şumuni ve 40-50 Kadar Süryani

Bütün Süryaniler Kimdir?

Sabro'nun İlk Sayısına Dair

Patrik: Dua Türkçe Yapılacak Süryanice Yok

Rahibeler Nasıl Serbest Bırakıldı?

Februniye'nin Önündeki Yol

Kaçırılan Metropolitlerin Katili İstanbulda mı?

Kaçırılan Metropolitler Üzerine Bir İnceleme

 
 
Orhan Miroğlu / BİZ BURDAYIZ YA BURADA OLMAYANLAR, ONLARA NE OLDU?
*Saygıdeğer konuklar, izninizle konuşmama bu soruyla başlamak istiyorum. Evet bizler, Kürtler, Türkler, Mıhallemiler, çok acı şeyler yaşamış olsak da, hala bu topraklarda yaşamayı sürdürüyoruz. Mezarlarımız, ibadete açık mekanlarımızla, kültürümüzle, dilimizle, burada ortak hatıralar içinde yaşamaya devam ediyoruz.

Ama ya artık burada olmayanlar?

Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, hatta ateşe tapan Zerdüştiler, onlara ne oldu, onlar nerede?
Bugün bu salonda, sanırım bu soruya cevap vermeye çalışacağız. En azından ben bunu yapmaya çalışacağım.Hemen hiç kimsenin eceliyle ölmediği, bu topraklarda girişilen medeniyet projelerinin kurbanı olmuş bir aileden geliyorum.

Büyük dedem Mıhallemi Miri Muhammed Bey, o zamanlar Mardin kalesinde olan cezaevinin içinde ve kahrından öldü. İttihatçılar oğlu İsmail’Bey’in kafasını kesip ona, cezaevine götürdüler ve o bu acıya dayanamadı. Bir hafta sonra öldü.Hacı Muhammed bey’in babası 1. Xalef’Bey’i de Osmanlılar Diyarbakır cezaevinde öldürdüler.

Büyük dedem Muhammed Bey’in diğer oğlu ve benim dedem Hasan Bey’in kardeşi 2. Xalef Bey’i, Midyatlı Süryani liderlerinden İsa Zatte, Mehmedo Azizkê ve bir Kürt aşiret lideriyle beraber Savur civarında katlettiler. Xalef Bey ve İsa Zatte’nin cesedi hala kayıp.

Bütün bunlar geçen yüzyılın başında oldu. Ama Mıhallemi Mirlerinin soyundan gelenler, bugün de bu topraklarda yaşamaya devam ediyorlar. Fakat sorun şurada:Aynwerdo Kuşatmasında, Midyat’ta, Mardin’de toptan katledilen büyük ailelerden burada yaşayan kimseler yok denecek kadar azdır.
Bu yüzden, Omeryan veya Turabdin, Mezopotamya, Anadolu veya Trakya hiç fark etmez, geçmişle yüzleşmek, geçmişi gelecek için görünür kılmak, geçmişin hesabını görmek demek, benim için bir zamanlar burada yaşamakta olan medeniyetlere, ve o medeniyetleri yaratan halklara ne olduğu sorusuna cevap vermekle yakından ilgilidir.

İster dünyanın herhangi bir yerinde, ister Anadolu’da, ister burada Turabdin’de, geçmişi konuştuğumuz bütün zamanlarda, aslında yaptığımız yegane şey, belleğin izinden gitmektir. Son yüzyılın en güçlü edebiyat anlatılarından birinden, bir edebi romandan söz etmek istiyorum.

Yüzyıllık Yalnızlık adını taşıyor ve yazarı da Gabriel Garcia Markquez’dir. Gabriel Garcia, bu romanında, tuhaf bir salgın hastalığa yakalanan Macondo köyünü anlatır.Köylüler bir sabah, belleklerinin belirli özelliklerini kaybetmiş olarak uyanırlar. Kendini bellek yitimi olarak gösteren salgın hastalık, kademeli olarak ilerlemeye başlar.Macondo köyünün sakinleri, önce çocukluk yıllarına dair anılarını, sonra nesnelerin adlarını ve işlevlerini, daha sonra diğer insanların kimliklerini hatırlama yeteneğini, ve en sonunda ‘kendi varlığına dair farkındalığı’ dahi unuturlar..Derken köyün sakinlerinden biri, her zaman kullandığı aleti tarif etmek için örs kelimesini bulamayıp dehşete kapılan bir gümüşçü evindeki her şeyi etiketleme işine girişir..

Romanın kahramanı Jose Arkadio Buendia, bu köylüyü kendine örnek alarak, köydeki her şeyi etiketlemeye başlar. Marquez bu sahneyi şu cümlelerle anlatır:‘Hayvanları ve bitkileri işaretledi: İnek, keçi, domuz, tavuk, manyok, kaladyum, muz. Elek kaybına dair sonsuz ihtimalleri değerlendirirken, yavaş yavaş şeylerin üzerindeki yazılardan tanınacağı, ancak kimsenin onların ne iş yaradığını hatırlamadığı bir günün gelebileceğini fark etti. Ondan sonra etiketlerde daha net ifadeler kullanmaya başladı: Bu inektir. Süt ürtmesi için her sabah sağılması gerekir ve sütün sütlü kahve yapılmak üzere kahveyle karıştırılabilmesi için kaynatılması gerekir..

Romanın ilerleyen bölümlerinde, Buendia, hayatının bir etiketleme faaliyetinden ibaret sıkıcı bir hayat haline gelmesinden endişe duyar ve bu endişe onu köylülerin belleğini unutmadan kurtarmak için, bir belek makinası icat etmeye sevkeder. Makineye yüklemek için on dört bin madde hazırlar, ve neyse ki, eski bir arkadaşı tarafından yaşamakta olduğu bu kabustan kurtarılır..Bir ilaç sayesinde hafızası tamamen yerine gelir..

Değerli konuklar, şüphesiz burada anlatılanlar bir edebiyat metaforu ve şüphesiz, toplumlara hatırlama yeteneklerini, bir sabah uyandıklarında, unuttukları her şeyi hatırlayabilmeleri için yeryüzünde henüz icat edilmiş bir ilaç yoktur. Ama tarihin devinimi içinde olup biten her şey, inkar edilmeden anlaşılabilir. Unutmaya ve unutulmaya krşı inkardan vazgeçmek iyi bir tutum olabilir..

Bundan daha değerli bir ilaç yok maalesef..Uzun sürmüş bir kabustan uyanmak gibi, Türkiye toplumu da yaşadığı derin kabuslardan uyanmaya ve toplumsal belleğini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Unuttuklarımıza dair her şeyi hatırlamaya çalışıyoruz, müthiş bir hafıza patlaması var.

Ermenileri hatırlıyoruz ve etiketliyoruz. Süryanileri hatırlıyoruz ve etiketliyoruz..Mertz Yergen, Seyfo diyoruz ve tarihe yeni bir kayıt düşüyoruz..Bellek inşası üzerinden yeni bir tarih oluşuyor ve kuşkusuz bu yeni tarihi yaratmakta olan toplum, bugün çok farklı dinamiklerin içinde bulunuyor. Bir zamanlar bu topraklarda, dinsel, etnik ve ırksal sebeplerle yaşanan mağduriyetlerin hikayeleri anlatılıyor ve bu anlatılar üzerinden mağdurlar hem siyasal, hem kültürel alanda yeni bir kimlik inşası gerçekleştiriyor.
Geçmişle yüzleşme, geçmişle hesaplaşma politikaları bütün dünyada, ama özellikle de Avrupa’da, artık bilimsel disiplinler arasında hatırı sayılır bir öneme sahip.

Boşalmış Süryani Köylerinden Biri - SederiAvrupa’da 1950’lerde toplama kampları deneyiminden sonra başlayan bu süreç hala tamamlanmış bir süreç değil aslında. Toplum kendisini yeniden üretmeye devam ediyor.İşte bu yeniden üretme, yeni bir bellek inşası dediğimiz süreçlerde, farklı kimliklere ve inançlara sahip toplumsal kesimler, mağduriyet bilinciyle hareket ederler ve bu onların toplumsal ve siyasal hayat içinde daha fazla görünür hale gelmesine yol açar.Görünür olmak, çeşitli kurbanlaştırma merhalelerinden sonra gündeme gelir. Türkiye’de durum bugün tam olarak buna tekabül eden bir aşamaya işaret ediyor..

Mağdurların kim olduğu konusunda yeni fikirlerle, hikayelerle karşılaşıyoruz. 1915’te Ermeniler ve Turabdin bölgesinde de Süryanilere yapılanlara ait toplumsal hafızanın hızlı bir biçimde uyandığına tanık oluyoruz. İnkarla başlayan süreçten sonra , Kürtlerin yaşadıkları acıyla yüzleşiyoruz. Resmi tarihin birer isyan olarak gösterdiği bir takım hadiselerin, aslında isyan bile olmadığını anlıyor ve Kürtler olarak yeni bir bellek inşası gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin mağdurları, kendilerini görünür kılmak için dikkate değer bir mücadelenin içindeler.

Ama doğrusu bu mağduriyetlerin tarih boyunca ne kadar sürekli ve kesintisiz bir biçimde sürdüğünü gösteren baskıların ve ihlallerin, insanlığa karşı işlenmiş suçların da sonuna gelinmiş değil. Hrant Dink’in öldürülmesi, katilin olay yerinden kaçarken sarf ettiği o sözler, -Bir Ermeniyi öldürdüm, bir gayrı müslimi öldürdüm’-, bize 1915 felaketini yeniden hatırlattı. Kürtlere karşı gerçekleşen ihlaller, Dersim’de, ve bütün Kürt coğrafyasında hala devam eden çatışmalar, bize 1938’de Dersim’de, 1925 Diyarbakır ve 1930 Ağrı yenilgilerinden sonra neler olup bittiği konusunda fikir veriyor.

Süryani bir yurttaşımız Mardin’den milletvekili adayı, ama Süryaniler’in bu kentte can güvenliği hala ciddi bir sorun. Dün gece haklı olarak bir Ermeni dostumuz, bütün bu tartışmalarda gündeme bile gelmediklerini, yok sayıldıklarını anlatıyordu. Evet bu çok doğru, bugün, maalesef bu şehirde bir tek Ermeni’ye rastlamak mümkün değildir. Ermeni yurttaşlarımızın yaşadığı yegane şehir olan İstanbul’da siyasi partilerin hiç biri bir Ermeni adaya listelerinde yer vermedi. Geçmişe ait beleğin yeniden oluşması, elbette demokrasi ve toplumun siyasi geleceği için çok önemlidir.Fakat sırf mağduriyetler üzerinden oluşmuş yeni bir tarih anlayışı da son dere riskli bir tarih anlayışı demektir.Çünkü mağduriyetler üzerinden kendini üretmenin dışına çıkamamış toplumlar, kaçınılmaz olarak derin bir kimlik çatışması ve ayrışma yaşarlar.

Oysa, 21. yüzyılın koşullarında, Milletler sadece etnik kimliklerinin kadim oluşu nedeniyle değil, geleceğe ve demokrasiye dair fikirleriyle, başka uluslara karşı tutumlarıyla önemli hale gelmektedirler. Ama tarih içinde uyumlu bir ilerleyişin devam edebilmesi için, geçmişin yeniden hatırlanması ve Yüzyıllık Yalnızlıkta anlatılan etiketleme faaliyetine devam etmek gerekir.Bu coğrafyada yer alan mekanlarda geçen acı olayları insanlığa karşı işlenen suçların uluslar arası hukuk bakımından yeniden tarif etmeli ve yeniden hatırlamalıyız.Bir zamanlar bu şehirde Kürt aşiret liderlerinin topluca öldürüldükten sonra getirilip valilik binasının önünde sergilendikleri alanı etiketlemeliyiz..

Midyat ve Aynwerdo’da 1915’te olup bitenlerle yüzleşmeliyiz.Hasankeyf mağaralarında, Beşiri’de, Dıfnê’de katledilen Ermeniler’in ve Süryaniler’in hatıralarına sahip çıkmalıyız..Tarihsel bir merakı gidermek ve yeni intikam duyguları nefret duyguları üretmek için değil, ama bizi bir arada tutabilecek yeni bir demokratik ve barışçıl bir gelecek için yapmalıyız bunu..Kimliklerin cezp ediciliğine kapılmadan ve mağduriyet mistifakasyonuna bel bağlamadan yapmalıyız bunu.

Aslına bakarsanız bazı mağduriyetlerin de sonuna gelmiş bulunuyoruz.İslami kesimin yaşadığı mağduriyetlerin, on yıldır devam eden bir iktidarla beraber önemli oranda ortadan kalktığını düşünüyorum. Dört yıl daha sürecek gibi görünen bu iktidarın hala devam eden başörtüsü gibi mağduriyetleri de ortadan kaldıracağını varsayıyorum.Durum Kürtler için de bir hayli farklılaşmış görünüyor.Kürtlerle barışın önü hala kapalı. Kürt kimliğini, siyasi ve kültürel manada tanımak konusunda ilerleme kaydeden devlet, bu kimliğe yasal statü tanımak konusunda henüz çok ikircikli davranıyor.
Bu gerçeğin bir yanı ama bir başka yanı ise, Kürtler’in siyasi tecrübeleri ve mücadeleleri sonucu artık kendi coğrafyalarında sadece mağdurlar olmadıkları, ama belli bir iktidar alanı yaratmış olmalarıdır.
Kürtler’in de bir gün mağduriyetleri bitecek kuşkusuz. Ama mağdur konumundan, muktedir konumuna gelen bir toplumun da, yüzleşme söz konusu olduğunda, bir zamanlar bu topraklarda olup bitenler konusunda kendi kendine sorması gereken sorularını çoğaltması gerekir.

Biz buradayız, ama ya burada olmayanlar, onlara neler oldu diyebilmelidir Kürtler? 1915’te Kürtler Ermeni ve Süryani katliamında önemli rol oynadılar. Bu rolün öyle sıradan bir rol olmadığı açıktır.
Hele Süryani’lerin Turabdin bölgesinde yok olmaları tamamen yerel otoritelerle, Kürt ve Arap aşiretleri arasındaki işbirliği sonucunda gerçekleşti. Katliamda kullanılan gruplar el hamsin diyorlardı.
İttihatçıların, Süryaniler için özel bir planları bile yoktu.Bugün 1915 soykırımıyla yüzleşme, 24 Nisan’la başlayan felaketin inkar edilmesini mahkum etmekten geçiyor.

Kürtler 1915’i hiçbir zaman inkar etmediler. Fermana Fillaha-Hiristiyanların Fremanı- deyimi o yıllarda toplumun hayatına yerleşmiş bir deyim. İnsanın aklına hiç de hoş olan şeyler getirmiyor. Açıkçası, ferman sonrasında olup biten acı olayları da insanlara hatırlatan bir vurguya sahip.‘Dema fermana fıllaha’ diye başlayan hikayeler Kürtler arasında yıllarca dilden dile dolaştı durdu. Ama bu hikayelerde anlatılan insanlık suçunu kabul etmek, Kürtler’e hep ağır geldi.

Mor Gabriel ManastırSuça ortaklığı kabullenmek söz konusu olduğunda, Kürt aydınlarının iyi bir sınav verdiği söylenemez. Aydınlarımız, aşiretlerin katliamlarda oynadıkları rolü tamamen İttihatçıların kışkırtıcılığına bağladılar.
Oysa, Hamidiye Alaylarını oluşturan güçlü aşiretler çeşitli sebeplerle ama en çok da bu etnik temizliğin bir Hiristiyan-Müslüman kavgası olduğuna inandırıldıkları için suç ortaklığı yaptılar.

Askeri bir hiyerarşi söz konusuydu. Ve hiyerarşinin tepesinde kuşkusuz İttihatçılar vardı. Mesela Diyarbakır valisi Doktor Reşit, Cemilpaşazadelerden Mustafa Bey komutasında bir milis alayı oluşturmuştu. O zamanlar Diyarbakır’da 120 bin Ermeni yaşıyordu. Oysa Dr. Reşit bu şehirde katliamlardan sonra bir tek Ermeni’nin kalmadığını rapor etmişti. Aynı şekilde Muş ovası içindeki 105 köyün imhası bir gecede tamamlanmıştır.

Kürtler’in eliyle gerçekleşen katliamlar, emirlere uymak gibi basit bir gerekçeyle açıklanamaz. Onlar İttihatçılar’ın propagandalarına gerçekten inandılar, veya inanmak işlerine geldi..Kürtler 1915’ten önce meydana gelen katliamlarda bir suç ortaklığı yaşamışlardı ve bu suç ortaklığının psikolojisiyle davrandılar. Ermenistan kurulursa onlardan hesap sorulacağını düşündüler..Kürt aydını son zamanlara kadar bu netameli tarihi dönem hakkında suskun kalmayı tercih etti ve kendisi de sayısız katliamlara maruz kalmış bir halkın, katliamlardan sorumlu olarak gösterilmesine çok sıcak bakmadı. Kürtler’in katliamlardaki rolünün abartılmaması gerektiğini savundu. Dolayısıyla Kürt aydını, ve siyasetçisi,yakın zamana kadar, 1915 söz konusu olduğunda, Kürdistan’da yaşayan Ermenilerin ve Süryanilerin kitleler halinde yok edilmeleri gerçeğiyle yüzleşmek yerine, ‘Kurtarılan Ermenilere ve Süryanilere’ dair hikayelere sığınmayı tercih etti.

Oysa bu hikayeler doğru olsa bile sonuç değişmiyor ve suça ortaklık baki kalıyor. Alman halkının içinde Schindler gibi insanların olması bu halkın, Yahudi soykırımındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Biz de de, evinin çatı katına gizlediği Ermenileri, kurtaran Urfalı Hacı Halil’ veya 1915’te Midyat’ın Aynwerdo köyüne sığınan Süryanilere kefil olup onları muhtemel bir katliamdan kurtaran Aynkaflı Mıhallemi Şeyhi Fethullah gibi, tarihe mal olmuş insanlar var elbette. Ama bu iyi örnekler, Turabdindeki Süryaniler’in ve Beşiri’deki Ermeniler’in yok edildiği gerçeğini değiştirmiyor.

Ermeniler’in ve Süryaniler’in bu topraklardan yok olmaları, Türkiye’nin değil, ama Kürdistan’ın da her bakımdan yoksullaşmasını beraberinde getirdi. Sosyal yaşam eskisine göre daha da zayıfladı. Süryani ve Ermeni ustaların, sanatkarların, ekonomik hayattaki yerleri bir daha doldurulamadı. Yakılıp yıkılan köyler, kasabalar viraneye döndü.

Geçen yüzyılda bu bölgede başlayan modernleşme hareketlerinin her bakımdan gerçek temsilcileri Ermeniler ve Süryanilerdi.Eğer bu halklar katliamlarla yok edilmeselerdi, bugün elbette sosyal yaşamdan, ekonomiye, sanata ve kültüre kadar her şey bambaşka olurdu.Kürtler’in de 1915’le ciddi bir yüzleşme yaşamaları gerekir. Olumlu gelişmeler de yok değil. Güney Kürdistan’ın gerçekten hatırı sayılır bir azınlıklar politikası var.

Erbil’deki Asuri Mahallesi Ankava’da Asuri-Süryani olmayan yurttaşların (Kürtler ve Araplar) mal mülk edinmesi bir hayli zorlaştırılmış durumda. Amaç bu mahallenin etnik-kültürel kimliğini ve zenginliğini korumaktır. Mardin’de bir Süryani aday, Kürtlerin desteklediği, ve bu çok anlamlı bir siyasi jest.
Tarihin kötülüklerine karşı hoş bir meydan okuma..İnkar politikalarıyla yüzleşmek ve daha fazlasını yapmak için hiçbir bahane de kalmadı.

O halde, hayatını, Mocando köyünün halkını, yakalandığı bellek yitiminden kurtarmak için 15 bin kelimelik bir bellek makinası inşa etmeye adayan Jose Arkadio Buendia’nın açtığı yoldan yürümeye devam edebiliriz..Çünkü yeni bir bellek inşasına ihtiyacımız var..Böylece yüzyıllık muhasebenin sembolü haline gelmiş Hrant Dink’i anmama ve bu konuşmayı onu hatırlayarak bitirmeme izin verin.

Rahat uyu sevgili Hrant, henüz inkarla baş edemedik, ama senin açtığın yolda yürümeye devam ediyoruz.

*Yazı: Orhan Miroğlu,  Uluslararası Ömerli, Ömeran ve Çevresi Sempozyumu'nda Yaptığı Konuşma

Fotoğraflar: Hakan Aytekin Arşivi, Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2011

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım