YAZARLAR
Mezarlık Üzerine Süryani Kilisesi İstemiyoruz

Süryaniler Açısından Din ve Vicdan Özgürlüğü

Süryani-Keldani-Asuri Halkının Çığlığını Duyun

Benim Adım ...

Başın Sağolsun Türkiye: "Hepimiz Hrant'ız"

Sözlü Tarih Çalışmasına Katkıda Bulunalım

Midyat'ta Kültürel Bir Atılım

70 Yıl Önceki Şapka, 40 Yıldır Devam Eden Süreç

2004'e Girerken

Avrupa Birliği Uyum Süreci ve Süryaniler

hepsi

Diaspora Bayramları veya Aralık Özlemim

Hazan Ortasında Bir Ağaç veya Sonbahar Sendromum!

Kendi Vatanında Sürgün Edilen Bir Halk

Bir Doktorun Gözünden Irak'ta Yaşanan Felaket

Rant, Manastır Dinler mi?

Herşey Su ile Başladı

Gözyaşımız "Nakuşo'dan" Damlardı

Hayat Sohbetleri

Zamanın Dışında Gerçekliğin İçinde BAHE

Urfalı Efsuncu Orpheus - Bir Mozaiğin Macerası

Kurşun ve Yorgan

Deyr-Zafaran'ın Taşa Yazılı Mektupları

Tanrı Rahmeti ve 'Toprağı Bol Olmak'

Kendine Saklı Kitaplar

Taşların Barıştığı Hançepek

Benim Olmayan Kilise'nin...

Söyleyen ve Susan

Ben Kendim Değilim

hepsi

Aydın Olmak, Kendini Aydın Sanmak

Bir Evin Anımsattıkları

Ana Sütü Gibi Bedava

Samatya Kaçamakları

Baba ve Oyuncak

İkinci Yarısından Seyredilen Bir Film

Bu Gece Bir Hayaletle Yaptığım Muhabbet

Diş Kurtları ve Bilimin Kökeni

Yitirilmiş Olanlara Karşı Karyo Hliso Duruşu

Süryanicenin Tarihsel Önemi ve Durumu

Mardin Ruhu

Çanlar Yeni Anlayış İçin Çalacak

İhtiyarlık ve Çocukluk /Saybutho u Talyutho

Rasyonel Güç ve Hayatın Değişmez Sabiteleri

Hasyo Hanna Dolabani'yi ANLAMAK

Benlik Çıkmazı ve Ruhsal Labirentler

Çoğulculuk ve Barış

Onun Adı Turabdin İdi

hepsi

Azınlık Kadını Olmak

Bir Sivil Tarih Çalışması; Mihail Kırılmaz

Dilde Destan, Yürekte Yara

Bahe ve Manastır

Tavandaki Çini

Süryani Halkının Yalnızlığı

Umudu Karartmadan Yaşayabilmek

Süryaniler İçin Seyfo Devam Ediyor

Mor Gabriel Tarihimizdir

El Konulmaya Doyulmayan Hıristiyan Malları

Süryani Kardeşime Dokunma

Soğan Kabukları ve Akitu Bayramı

Solgun Sarı'nın Manastırı

Kalbi Halkı İçin Atan Bir Süryani'nin Buruk Vedası

Kadim Süryanilerin Akitu Bayramı

hepsi

Bir Düşün Peşine Düşmek

Süryani İsa'nın Hasret Rüzgarı

70. Yılında Yetmiş Bin Süryani

İnsan Yüreğinde Ne Arzuluyorsa Onu Konuşur

İsa Bakır ve Mektubu

İsa'nın Ağacını Aramak

Siyah Elbiseli Süryani Kadınlar

Süryaniler ve Diyalog

Korku ve Kuşku

Bir Haberin Düşündürdükleri

Süryanilerin Son Güneşi: Metropolit Hanna Dolabani

Bir Toplum Nasıl Yok Olur?

Bu Öyküde Senden Bahsediliyor

Mor Gabriel'e Dokunmak

Mardin'de Eski Bir Gelenek: Hassit Merene

Oryantalist Maryus Bauer Mardin'de

Çicek Açmadan Meyve Vermek

Bir Süryani Halk Ozanı

Mor Şumuni ve 40-50 Kadar Süryani

Bütün Süryaniler Kimdir?

Sabro'nun İlk Sayısına Dair

Patrik: Dua Türkçe Yapılacak Süryanice Yok

Rahibeler Nasıl Serbest Bırakıldı?

Februniye'nin Önündeki Yol

Kaçırılan Metropolitlerin Katili İstanbulda mı?

Kaçırılan Metropolitler Üzerine Bir İnceleme

 
 
Prof. Dr. Abdurrahman Aksoy / MİDYAT'TA BİR AJANIN ANILARI
Gertrude Bell, 1868-1926 yılları arasında yaşamış olan İngiliz arkeolog, yazar, şair, seyyah, dağcı ve de hepsinden önemlisi İngiliz İstihbarat Örgütü görevlisi olarak bir çok önemli rol üstlenmiş olan bir karakter.

14 Haziran 1868 tarihinde Durham County (İngiltere)'de dünyaya geldi. Ailesi ,sanayici bir aileydi. Eğitiminin ilk bölümünü evde aldıktan sonra Londra'daki okullarda eğitimini tamamladı. Bir bayan için alışıldık olmayan bir şeyi yaptı ( O yıllarda günümüzün çağdaş Avrupasında bayanlar üniversiteye kabul edilmiyordu). Oxford Üniversitesinde tarih eğitimi alan ilk bayan olmayı başardı. Yirmi yaşındayken, Oxford Üniversitesindeki eğitimini, ilk iki yılı okuyarak yarıda kesti ve ön lisans diploması aldı. İzleyen yıllarda Londra ve Yorkshire şehrinde kendini sosyal içerikli konulara adadı. 1897-1904 yılları arasında, yoğun bir şekilde Avrupa ve dünyanın farklı ülkelerine seyahatler yaptı. 1899-1904 yılları arasında İsviçre Alplerinin buzlu zirvesine tırmanarak dağcılık ününe kavuştu. 1899-1914 yılları arasında Ortadoğu'ya ( Türkiye, Mısır, Suriye, Irak, Filistin, İran gibi ülkelere) bir çok arkeolojik geziler düzenledi. Bunlara ilaveten Arapça ve Farsça konuşmayı öğrendi ve seyahatlerine ilişkin kitaplar yazdı. Yazdığı kitaplar arasında seyahat anılarını yazdığı Safar Nameh (1894), İranlı meşhur şair Hafız'ın şiirlerini İngilizce'ye çevirdiği Poems from the Divan of Hafiz (1897), Suriye gezilerine ait hatıralarını yazdığı The Desert and the Swon (1907), Türkiye'de bulunan Bizans dönemine ait arkeolojik eserleri derlediği The Thousand and One Churches (1909), Türkiye'ye yaptığı gezilere ait notlarını aktardığı Amurath to Amurath (1911), Ukhaidir cami ve sarayını anlattığı, The Palace and the Mosque of Ukhaidir (1914) isimli kitaplar gezileri boyunca edindiği izlenimlere dayanarak yazdığı kitaplardır.

Gertrude Bell, deneyimlerinden  faydalanmak isteyen İngiliz İstihbarat Teşkilatı’nın çalışma teklifini I. Dünya savaşı sırasında kabul ederek Arap Bürosu'nun merkezi olan Kahire şubesine atandı. Bu şubede Arapların Osmanlı İmparatorluğu’na baş kaldırması ve isyan etmesinde önemli bilgileri İngiltere'ye yolladı. Ayrıca I. Dünya Savaşı boyunca İngiliz hükümetine, Ortadoğu'yu karış karış gezdiğinden dolayı bölgedeki sosyolojik yapı, su kaynakları ve demiryolu güzergahları hakkında sürekli bilgi verdi.

Bağdat ve Basra'da, Mezopotamya Seferberlik Güçlerine katılarak Osmanlı İmportorluğu’na karşı mücadele verdi. 1920 yılında İngiliz Yüksek Komisyonu'nun Ortadoğu Sekreterliği'ne atandı. İngiliz başbakanı Winston Churchil’in, 1921 yılında Irak sınırlarının çizilmesi ve yönetici seçiminin yapılması için çağırdığı 40 kişilik komisyonda tek bayan Gertrude Bell'di. Osmanlının bir parçası olan Irak'ta Haşimi krallığının kurulmasını ve Kral I.Faysal'ın 1921'de Irak Kralı olmasında büyük roller üstlendi. Üstlendiği rollerin büyüklüğünden dolayı 'Irak'ın Taçsız Kraliçesi' veya ‘’Çöl Kraliçesi ‘’olarak anılmaktaydı. Aynı yıl Mezopotamya'da Sivil Yönetimin İncelenmesi (Review of the Civil Administration in Mesopotamia) isimli kitabını yayınladı.

1923-1926 yılları arasında Bağdad Arkeoloji Müzesini kurarak, Irak Eski Eserler Başkanlığı yapar. Tüm parasını Irakta İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nün kurulması için bağışlar. Fakat 1923'ten sonra yalnızlığın acısını yakıcı biçimde hissetmeye başlar. İngiltere'de seveni olmayan Bell, İngilizlerin Arap Bürosu'ndaki Yüksek Komiseri ve koruyucusu Sir Percy Cox'un İran’a atanmasıyla iyice yalnız kalır. Bağdat'ta yalnızlığını ‘‘etrafta sadece ölülerin kemikleri var’’ sözleriyle anlatmaktadır. Avunmak için ilk aşkı olan arkeolojiye döner. Bağdat Müzesi'ni kurar ve Irak Eski Eserler Onursal Başkanı unvanını alır. 1926'da kardeşini yitirdiğinde son büyük darbeyi de yemiş olur. Üvey annesine yazdığı mektupta ‘‘Burada çok yalnızım. Ve bu yalnızlıkla çok fazla devam edemem’’ demektedir. Babasına yazdığı son mektupta ise ‘‘Sevgili baba, artık durmalıyım. Daha fazla yürüyemeyeceğimi hissediyorum’’ diyerek belki de intiharının ilk ipucunu verir. 12 Temmuz 1926 fazla miktarda uyku hapı içerek yaşamına son verir.

Ölümünden bir yıl sonra, 1927 yılında mektupları (Letters of Gertrude Bell) iki cilt halinde yayınlanır. Ölümünden hemen sonra vasiyeti üzerine Irak’ta Bağdat İngiliz Arkeoloji Enstitüsü kurulur. Arşiv, günlük, mektup ve fotoğrafları Newcastle Üniversitesi’ne bağışlanır ve yine vasiyeti üzerine herkesin kullanımına açılır. Gertrude Bell’in sakladığı fotoğraflar 1982 yılına kadar bulunamamıştı. Bulunan fotoğraflar bir albümde toplanarak Londra’da bir müzede korundu. 24 yıl müzede koruma altına alınan Ortadoğu ülkelerinin yaşam kesitlerinin bulunduğu binlerce fotoğraf internet sitesinde yayınlandı.
Gerturde Bell 'in Newcastle Upon Tyne Üniversitesi’ndeki arşivinde; 1600 adet detaylı mektup, 16 adet günlük defteri ve 1900-1918 yıllarında çekilmiş 7000'in üzerinde fotoğraf bulunmaktadır. Oldukça önemli sayılabilecek bu arşiv elektronik ortamda araştırmacıların hizmetindedir.

Arşiv içinde  Diyarbakır ,Mardin,Hasankeyf ,Silvan ,Harran,Urfa, Ergani , Midyat gibi Güneydoğu  ve Ortadoğu seyahatinde gezdiği yerlerdeki Süryani, Nasturi köyleri ile ilgili notları ve bu bölgelerde çektiği fotoğraflar günümüzde şimdi yok olmuş veya erozyona uğramış kimi yapılar veya geleneklere , sosyal ilişkilere dair ipuçlarını barındırsa da  yorumlarını oryantalist bakış açısıyla aktardığını da unutmamak gerekir. Can Yayınları’ndan 2004 yılında çıkan Janet Wallach’in 539 sayfalık ‘’ Çöl Kraliçesi’’ isimli kitabı, Bell’in olağanüstü serüvenini merak edenler için önerilebilir.

*Gertrude Bell Projesi İnternet Sitesi : http://www.gerty.ncl.ac.uk/   ( Mektup,günlük ve fotoğrafların ayrı klasörler halinde tasnif edildiği sitede , dokümanları taramak için hazırlanmış arama motoru (search archive)'ndan da faydalanabilirsiniz.)

*Aşağıda www.midyat.net sitesinin kurucusu sayın Prof. Dr. Abdurrahman Aksoy’un çevirisiyle aktarılan bir Midyat gezisi anısını , kendisinden alınan izinle yayımlıyoruz. 


O zamanlar Mizizah'ta Kalan Çelebi AğaBell , Midyat ve çevresine ilk gezisini 20-30 Mayıs 1909 tarihleri arasında, ikinci gezisini ise 15-22 Nisan 1911 tarihlerinde gerçekleştirmiştir. Yöredeki tarihi eserlerin fotoğraflarını çok detaylı bir şekilde çekmiş, ayrıca bölgedeki yaşam şekli ve kendi hatırlarını yazdığı mektup ve günlüğünden oluşan yazıları bulunmaktadır.

Gertrude Bell, Midyat ve köylerine yaptığı ilk gezinin üçüncü gününde, Midyat'a 30 km uzaklıkta Dargeçit yolu üzerinde bulunan ve bir süryani köyü olan Hah'a (Anıtlı) gider. Hah'taki ikinci gününde ( 24 Mayıs 1909, Pazartesi), zifiri karanlık gecenin yarısında gürültüyle uyanır. Köyün içinde kamp kurduğu yerdeki çadırının içinde bir adam olduğunu fark eder. Yatağından doğruluncaya kadar adam çadırdan çıkarak, karanlıkta kaybolur.

Kendisine eşlik eden ve korumakla görevli iki askerden biri uyuyup diğeri nöbet tutması gerekirken ikisi de uyumuştur. Rehberi Fetuh ve hizmetçileri de birer ölü gibi derin uykuya dalmışlardır. Gertrude'un tam bir dakika boyunca bağırmasından sonra ancak uyanabilmişlerdir.

İlk şaşkınlıktan sonra etrafı kontrol ederek, eksik olan bir malzemenin olup olmadığını bakar. Kendi çadırında yere serdikleri her şeyin çalındığını fark eder. Elbiseler, yük taşımada kullanılan içleri eşya dolu heybeler, çizmeler, katırlara yüklenen tahta sandukaların da yarısının olmadığını fark eder. Sandukaların içinde gezisinin başlangıç noktası olan Bağdat'tan Midyat'a kadar olan kısmına ait detayların yer aldığı defterleri, planları ve dolu fotoğraf filmleri de vardır. Artık yolculuğuna devam edemeyecek olduğunu düşündükçe, boğulacak gibi olur.

Fettuh ve Gertrude BellHizmetçilerinin karanlığı delen bağrışmalarını duyan köyün papazı da yanlarına gelmişti. Herkes kendine göre bir şeyler söyleyip, çeşitli tavsiyelerde bulunuyordu. Bir iki saatlik bir düşünmeden sonra, rehberi Fetuh'u bir askerle (Abdurrahman isminde) beraber Çelebi ağaya göndermenin ve yardım istemenin en iyi yol olacağına karar verir. Çelebi ağa (İsmail oğlu Çelebi) Hah köyüne 7 saat uzaklıktaki bir köyde (Mizizah ) oturmaktadır ve bölgede büyük bir otoritesinin olduğu söylenmektedir. Cizre'den Mardin'e kadar olan bölgede yaşayanların büyük bir kısmı ona bağlıydı ve devletin koyduğu kurallarından çok Çelebi ağanın kurallarıyla yönetilmekteydi. Yörede yaşayan müslumanların yanı sıra , Süryaniler tarafından da sevilmekte ve saygı görmektedir. Kendisini ziyarete gelen Dargeçit piskopsu ağadan övgüyle söz etmiştir.

Gertrude, askerlerden önce Çelebi ağaya başvurmasının sebebini, suçsuz olduklarına inandığı Hah sakinlerinin askerler tarafından sıkıştırılıp suçlanmasını önüne geçmek olarak açıklamaktadır. Fetuh ve askeri Çelebi ağayı alıp getirmek üzere gönderdikten sonra, oturup dönmelerini beklemekten başka çaresi kalmamıştır. Tüm gün boyunca kendisine daha önceki bir gezisinde hediye edilen İspanyolca İncil'i okuyarak geçirir ve bunun kendisini rahatlattığına ve sıkıntılarından kurtardığına inanır. Akşama doğru, köyün taşlı yolunda bir kısrak üzerinde, beyaz bir fistan ve üzerine altın sırma işlemeli abiyesiyle Çelebi ağa tüm heybetiyle, yanında Fetuh ve arkasında adamlarıyla belirir. Çelebi ağanın gerisinde beyaz fistan giymiş ve silahlarla kuşanmış 20 adamı vardır. Büyük bir saygı ve ihtimamla ağayı Gertrude'un çadırına getirirler. Gertrude anılarında ağadan söz ederken uzun boyu ve yakışıklılığından da söz etmektedir.

Çelebi ağa kahvesini içerken, bir yandan da olayı dinler ve yardım istenme sebebini ilk ağızdan öğrenir. Çelebi ağa çok az arapça bildiğinden dolayı, tercümanlığını köyün papazı yapar. Bu arada Gertrude Bell Çelebi ağaya: "Eğer ki eşyalarım bulunmazsa tüm dünyayı başlarına yıkarım" der. Papaz da bunu gerçekten yapabilecek güçte olduğunu onaylar bir şekilde aktarır.

Çelebi ağa adamlarıyla beraber papazın evinin damına çıkarak ne yapmaları gerektiğini konuşarak, mahkemeyi köyün manastırının damına kurulmasının uygun olacağına karar verirler. Gece boyunca bir sonuca varılamaz.

1911 yılında Hah Köyü'nde Bulunan ManastırErtesi gün Çelebi ağa yanına Fetuh ve adamlarının alarak, araştırma yapmak üzere Zahuran köyüne gider. Zahuran, Hah köyüne 2 saat uzaklıkta bir müsluman köyüdür ve köy halkı Çelebi ağaya bağlıdır. Hırsızlıkla ilgili Gertrude'un elinde bazı ipuçları vardır. Olayın olduğu gecenin gündüz vaktinde Zahuran köyünden 3 adamı kamp kurdukları yerde, çadırların etrafında gezerken görmüştü. Bunun dışında bozuk para koyduğu küçük cüzdanı da Zahuran yolu üzerinde bulmuşlardı. Olayın ertesi günü bir çoban aynı yol üzerinde, bir saat uzaklıktaki mesafede Gertrude ait bir eldiveni getirmesiyle beraber şüpheler yoğunlaşmıştır.

Çelebi ağa Zahuran köyüne gittikten sonra, Gertrude yakındaki Der Salib köyündeki kilise ve tarihi eserleri incelemeye gider. Akşama doğru Fetuh tek başına gelir ve hiçbir sonuç alamadıklarını anlatır. Bunları duyan Gertrude bir kez daha yıkılır. Fetuh'da gelişmelerden rahatsızlık duymakta ve bir daha asla böyle bir yolculuğa çıkmayacağını gözleriyle bile olsa ima eder.

Akşam vakti Gertrude yanında bulunan askerlerden birini, Diyarbakır Valisi ve Diyarbakır İngiliz Konsolosuna gönderilmek üzere telgraf çekmek ve Midyat kaymakamından da kendisine yardımcı olmaları için asker göndermesini istemek için Midyat'a gönderir. 

Ertesi günün sabahında Çelebi ağa yanında 5 tutukluyla beraber Hah köyüne gelir. Geceye doğru Midyat'tan 10 zaptiye (Polis) gelir. Hemen arkasından da Midyat taburundan 3 subay eşliğinde 50 piyade daha gelir. Çelebi ağa ve zaptiyeler hep beraber tekrar araştırma yapmak üzere Zahuran köyüne giderler. Hiç kimse tam olarak bir şey bilmemesine rağmen, herkes birbirini suçlamaktadır. Aslında birileri bilgi sahibi olmasına rağmen, bildiklerini sır gibi saklıyordu. Bu arada Hah köyünün muhtarı da şüphelerden nasibini alır. Gertrude, yardımına gelen subayların nezaketi karşısında duygularını ifadelere dökecek kelime sıkıntısı çektiğini ifade eder.

Gertrude Bell Hah Köyünden AyrılırkenAkşama doğru Zahuran köyünde yaşayan erkek, kadın ve çocukların yanlarına hayvanlarını da alarak tepelere doğru kaçtıkları haberi gelir. Subaylar, askerleri manastırın damına toplayarak neler yapmaları gerektiğini konuşurlar. Çelebi ağanın yanında getirdiği 5 tutuklu ile beraber Hah köyü muhtarını da alarak tekrar Zahuran köyüne giderler. Gelişmeler üzerine Gertrude'un canı çok sıkılmıştır. Yapılan işin diyetinin çok ağır olduğunu düşünmektedir.

Gertrude ne yapması gerektiği üzerine uzun süre düşündükten sonra, Fetuh'u Çelebi ağanın yanına bırakarak ertesi gün Diyarbakır'a gitmeye karar verir. Eşyaları bulunursa Fetuh kendisine ulaştıracaktır.
Diyarbakır'a gitmek üzere hazırlıklar yapılırken bir köylünün kendilerine doğru koşarak bir yandan da: 'Eşyalarınız geri geldi, eşyalarınız geri geldi.' Şeklinde seslendiğini duyarlar.

Kampın karşısındaki kayalık tepelere doğru koşan hizmetçiler, bir kayanın üzerinde eşyaları üst üste yığılmış olarak bulurlar. Para dışında eşyaların hepsi bulunur. Hah köyü sakinleri eşyaların bulunmasına çok sevinerek Gertrude'u kutlarlar. Köyde tekrar barış ortamı sağlanır.

Gertrude, Çelebi ağaya teşekkür etmek üzere Zahuran köyüne gitmeye karar verir. Kampı da Midyat'a gönderir. Zahuran köyüne geldiğinde gördükleri karşısında dehşete düşer. Köyde tavuk ve horozlardan başka hiçbir canlı kalmamıştır. Köy terk edilmiştir. Kendisini köyde bulunan subaylar karşılar. Çelebi ağa Zaptiyelerle beraber dağlara kaçan sığırları yakalamaya gitmiştir. Çelebi ağayı birkaç saat bekler ama gelmeyince kendisine teşekkür mektubu yazarak Midyat'a gider. Midyat'ta kaymakam tarafından karşılanır.

Kendi tedbirsizliğinden utanmış bir halde, yol açtığı sıkıntı nedeniyle köy halkından özür dileyip ayrılır. En aşağılayıcısı da haberin memlekette (İngiltere) duyulması, The Times’ta ve öteki gazetelerde yayınlanmasıdır. Adının duyulması ve dillerde dolaşmasından hep çekinir; bunu kabalık, bayağılık olarak görür, olanca tanınma arzusuna karşın, ünün önemsediği, değer verdiği çevrelerden kendiliğinden gelmesi gerektiğine inanırdı.

SONUÇ

Gertrude Bell’in internet ortamında yayınlanan arşivi ve yazdığı kitaplar, Ortadoğu tarihi ve arkeolojisi hakkında son derece önemli bilgiler içermektedir. Özellikle ülkemizde çektiği tarihi eserlerin fotoğrafları eşsiz bir hazine niteliği taşımaktadır. Gertrude Bell arşivi detaylı olarak araştırılmalıdır.

 

                                                                                                                        Prof. Dr. Abdurrahman Aksoy

Güncelleme Tarihi: 3 Aralık 2008


KAYNAKÇA
1- THE ARAB WAR: CONFIDENTIAL INFORMATION FOR GENERAL HEADQUARTERS FROM GERTRUDE BELL BEING DESPATCHES REPRINTED FROM THE SECRET “ARAB BULLETIN” (Originally printed in Great Britain in 1940 by the Golden Cockerel Press. Electronically reprinted in the United States by the Selwa Press, 2003).

2- Gertrude Margaret Lowthian Bell.http://www.mnsu.edu/emuseum/information/ biography/abcde/bell_gertrude.html. Erişim Tarihi: 10.01.2006
3- http://www.ncl.ac.uk/library/specialcollections/exhibition_bell_1.php
4- Gertrude Bell Project: http://www.gerty.ncl.ac.uk/
5- Desert Queen: The Extraordinary Life of Gertrude Bell, Adventurer, Advisor to Kings, Ally of Lawrence of Arabia, by Janet Wallach, Random House, 1996.
6-Olive Stonyer. Gertrude Bell. http://www.liveandlearn.com.au/Dawn/50/Gertrude%20Bell.html

7- Deniz BAYRAMOĞLU. Irak'ı yaratan kadın Gertrude Bell. http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~227@nvid~246147,00.asp 22. 03. 2003
8- http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1700.htm
9- http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1701.htm

10- http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1702.htm
11- http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1703.htm

12-http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1704.htm

13-http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1705.htm

14-http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1706.htm

15-http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1707.htm

16-http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1708.htm

17-http://www.gerty.ncl.ac.uk/diaries/d1709.htm

18-http://www.gerty.ncl.ac.uk/letters/l889.htm

19-http://www.gerty.ncl.ac.uk/letters/l890.htm

20-http://www.gerty.ncl.ac.uk/letters/l891.htm

21-Gertrude Bell ,Mezopotamya’da 1915-1920 Sivil Yönetimi ,YABA Yayınları, 2004

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım