KÜLTÜR / SANAT
Yok Hükmündeki Millet-i Mahkumeler

1912'de Şark Yıldızı Gazetesi

Süryani Edebiyatının 2000 Yıllık Geçmişi

İstanbul Süryanilerine Bakış:Mazlum ve Makul

Süryani Kadınların Acılarına Işık Tutmaya Çalıştım

Azınlık Malları Nasıl Türkleştirildi

Bir Süryaninin Askerlik Anıları

Barışa Emanetiz

Kutsal Ruhun Kavalı Mor Efrem

Geçmişten Günümüze Mardin Müzisyenleri

Yok Sayılan Bir Halk

Süryaniler

Süryanilerin Tarihi

hepsi

Süryani Dili

Süryanilerde Tiyatro ve Sinema

Süryanilerde Popüler Müzik

Süryanilerin Müzikal Çığlığı

Süryanilerde Kilise Müziği

Süryanilerde Halk Oyunları

Süryanilerde Ölüm Gelenekleri

Diyarbakır'da Geleneksel Bir Meslek Puşicilik

Turabdin'de Siboro Geleneği

Süryanilerin Yüzyıllardır Yaşattığı Sanat: Telkari

Şarabın Süryani Ustaları

Süryanilerde Paskalya Bayramı ve Hazırlıklar

Kaybolan Bir Süryani Sanatı: Basmacılık

Süryani Geleneğinde Noel (Yaldo) Bayramı

Bir Süryani Geleneği : Hano Kritho

Taştan Çıkan Beyaz Çorba: Gabula

Turabdinin Temel Yemeği Bulgur

Babağannuç

Yemek Tarifleri

 
 
Abidin Parıltı / BARIŞA EMANETİZ
Barışı konuşabilmemiz için değil ama yaşayabilmemiz için korkmadan birbirimizin daha yakınına sokulmamız, birbirimizin gözlerinin içine bakıp hikâyelerimize odaklanmamız gerekir. İnsan yanımız belki bize doğru ve yegane yolu gösterir. Birlikte yaşamayı…

Benim şahsi hikâyemde barış ve savaşın -barışı bu defa öne koymamın elbette güzel bir yanı var- iki fotoğrafı mevcut. O fotoğraflardan söz ederek bu yazıyı devam ettirmeye çalışacağım. İlk fotoğraf 1990’lı yılların gündüzleri de karanlık olan zamanlarında geçer. Her gün ve gece silahların, roketatarların, bombaların patladığı, gün ortasında bile bazen damlardan gizlice çatışmaları izlediğimiz çocukluk günlerimde karanlık bastığında hiç dışarı çıkmamıştım. Çünkü karanlık bastığında herkes evine döner, kapılar kilitlenir, bahçeye bile çıkılmazdı. Ama birgün dediler ki ateşkes başladı.
İşte ilk defa o ateşkes zamanında hava karanlıkken sıkıca kapanan kapılar açıldı ve sokağa çıktım, oynadım, herkes sokağa çıkmaya başlamıştı. O güne kadar karanlıkta dışarı çıkılabileceğinin mümkün olduğunu düşünmemişim. Barış benim için işte o günkü duygudur. Biraz da karanlıkta sokağa çıkabilmektir. Savaşın fotoğrafında ise üç arkadaş varız. Bir gün dağa çıkmaya karar verdik. Çocuk yaştayız daha. Çıkma zamanı geldiğinde ben futbol oynuyordum. Arkadaşlarım geldi, “Hadi gidiyoruz” dediler, belki de korktum ve şu cevabı verdim onlara: “Maç var. Siz gidin ben size yetişirim!” Gittiler ve ben yetişmedim onlara. Biri dağda çatışmada öldü bir-iki yıl sonra, biri de yakalandı, işkence gördü, itirafçı oldu dediler, hâlâ cezaevinde. Savaş benim için biraz da sen yaşarken çevrende insanların birer birer ölmesi, kaybolup gitmesidir.

Kışlaya benzeyen okullar

Evet şimdi barışı konuştuğumuz bir iklimde yaşıyoruz. Bunun tarihsel ve sosyolojik boyutunu işinin ehli insanlar ele alır zaten. Politik söylemler tek tek insanların ne yaşadıklarını gizliyor, örtüyor. O yüzden dönüp kişisel hikâyelere bakmak belki biraz yolumuzu aydınlatır. Yaşanan bu kadar acıya, savaşa, haksızlıklara rağmen bu mevzunun külliyatı oldukça az. Barışı ele alan kitaplar ise daha az. Aslında yukarıda anlattığım şahsi hikâyeme benzer birkaç kitaptan söz edilebilir. Hamza Aktan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan Kürt Vatandaş kitabı ile Rojin Canan Akan ve Funda Danışman’ın hazırladığı Bildiğin Gibi Değil: 90’larda Güneydoğu’da Çocuk Olmak, bu ve benzeri hikâyeleri çeşitli tanıklıklarla ele alan önemli kitaplar. Hamza Aktan, Kürt Vatandaş kitabında Türkiye’de Kürt olmanın deneyimlerini okura aktarıyor. Aktan, Kürtlerin anadillerini konuşma ve konuşamama deneyimlerini, büyük şehirlerde yaşayan Kürtlerin sosyal, kültürel sınıfsal farklılaşma süreçlerini, Kürt olmayı ve kimliğini saklayan “Ev Kürtleri”ni, siyaset kariyerindeki Kürtleri, popüler kültürün, kültür endüstrisinin klişelerini ve Kürt kültür üretimini, medyada Kürt olmanın çilelerini, Kürtlerin askerlik deneyimlerini, genç Kürtlerin rahatsızlıklarını ele alır.

Bildiğin Gibi Değil’de ise Funda Danışman ve Rojin Canan Akın’ın, 90’lı yıllarda çocukluğu Güneydoğu’da geçmiş Kürt gençleriyle yaptıkları on dokuz söyleşi bir araya getiriyor. Söyleşiyi yapılan gençler yoğun bir şiddet ortamında geçen çocukluklarını ve ilkgençlik yıllarını anlatıyorlar: “Kışlaya benzeyen okullarda” geçen, Türkçe bilmedikleri için birçok trajikomik olay yaşadıkları, öğretmenlerden gerizekalı muamelesi gördükleri, zaman zaman ajanlık teklifleri aldıkları eğitim hayatlarını... Babalarının, analarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının gözlerinin önünde dayak yediği, öldürüldüğü, koruculuğa zorlandığı, evlerinin kurşun yağmuruna tutulduğu, “sevdikleri, değer verdikleri insanların tek tek kaybolduğu”, kaybettikleri yakınlarının kavurucu özlemiyle dolu aile hayatlarını... Sokaklarda, “yanı başlarında sürekli birilerinin öldürüldüğü” bir ortamda, mayınların arasında oynadıkları ya da BM mülteci kamplarında geçen gündelik hayatlarını anlatıyorlar bize.

Cumhuriyet tarihi boyunca yakın zamana kadar birlikte yaşamaktan öte, Kürtler daha çok maraba, cahil, işçi olarak gösterildi ve kimliğine neredeyse hiç değinilmedi. Sadece Kürtler değil, bu ülkede yaşayan hemen her azınlık bundan payını aldı. Murat Belge’nin deyişiyle “Türkiye’de edebiyatın çoğu düşmanlık üzerine kurulmuştur.” Ve devam eder Belge “ Batı düşmanlığı, ama ondan daha koyu olarak azınlık düşmanlığı var. Çünkü onlar içimizdeki hain. Düne kadar bizim uşağımızdı edebiyatı yaygın. Bunu yapmayan yok; Halide Edip’te, Yakup Kadri’de, Ömer Seyfettin’de… O uşak diye gördükleri adamın birdenbire üste çıkmasına katiyen tahammül edemiyorlar…” Ancak son yıllarda bu klişe edebiyat da kırılmış durumda. Daha çok barışçıl, meseleyi anlamaya çalışan, bazılarında oryantalist bile olsa aşağılamayan, çok kültürlülüğü ve bir arada yaşamı öne çıkaran edebi eserlerin varlığından söz edilebilir. Az mı evet az… Oya Baydar’ın Kayıp Söz, Ahmet Altan’ın En Uzun Gece, Ahmet Ümit’in Patasana meseleye dışardan bakan, ama sahici olan romanlarken Hasan Özkılıç’ın Zahit, Mehmed Uzun’ın Aşk Gibi Aydınlık romanı ve Nar Çiçekleri deneme kitabı, Firat Cewerî’nin Geç Bir Sonbahardı ve Birini Öldüreceğim, Aytekin Yılmaz’ın Dağbozumu, Akif Kurtuluş’un Mihman, Murat Uyurkulak’ın Har romanı, Muhsin Kızılkaya’nın Biraz Daha Işık ve Bir Dil Niye Kanar’ı, Migirdiç Margosyan’ın Gâvur Mahallesi’nde anlattıkları daha çok içerden meseleye bakan savaşı aşıp insana ulaşmaya, onların kırık hikâyelerine şahit olmaya ve çok kültürlü, çok dilli, birbirini anlayarak, ortaklık kurularak yaşanabileceğini gösterir okura.

Edebiyat dışı kitaplar
Edebiyat dışı kitaplarda ise Öncelikle Hasan Cemal’in Barışa Emanet Olun kitabı dikkati çeker. Hasan Cemal bu kitabında Kürt sorununa ve barışın nasıl geleceğine dair yeni perspektiflere yer veriyor. Titiz bir çalışmanın ürünü olan kitap Kandil’de Murat Karayılan’la saatlerce süren sohbetten, Mesut Barzani ve Celal Talabani’ye, Ahmet Türk’le Qesra Qenco (Kasr-ı Kanco) da yapılan sohbetten, Mehmed Uzun’la iki dostun barışı konuşmasına ve arada ezilen, unutulan ya da anlatılma gereği duyulmamış “sıradan” insanların hikâyesine uzanır. Ve bu kitapta Hizû Teyze’nin söyledikleri belki de bütün bu çatışmaların ve nihayetinde gelecek olan barışın özetidir: “Zarif doruğunda yaz kış karın eksik olmadığı Sümbül Dağı’nın eteklerinden Hakkari’yi seyrediyorum. Çabuk çabuk adımlarla geliyor. Yaşlı bir kadın. Belli söyleyeceği bir şeyler var. Bütün yaşadığı acılar sanki suratının derin hatlarına yerleşmiş… Adı Hızu, Soyadı Taş. ‘Buyur Hızu Teyze,’ diyorum. Çukurca’nın Kavuşak köyünden devlet zoruyla Hakkâri’nin en yoksul mahallesindeki bir gecekonduya göç edenlerden… ‘Yaz evlat,’ diye söze başlıyor: ‘Biz barışa susamışız!’ yüreğinden dökülüyor sözcükler: ‘Dağdaki gerilla da, asker de bizim çocuklarımız. Barışa sahip çıkın, mahkumları affedin!’” Barışa Emanet Olun, Kürt sorununu ve barış sürecini anlamak için elden düşürülmemesi gereken bir kitap.

Bejan Matur’un Dağın Ardına Bakmak kitabı ise yine bu minvalde okunabilecek, Kürt sorununun kaynaklarını ve ötekini anlamayı sağlayan, politik olanın ötesine geçen ender kitaplardan.

Ölü mü Denir Şimdi Onlara?, Saadet Yıldız’ın hazırladığı ve gözaltında kayıplardan, faili meçhul cinayetlere uzanan bir süreci eşini, oğlunu kaybetmiş kadınların gözünden anlatıyor.

Metin Gülbay’ın hazırladığı ve Ahmet Ümit, Murat Belge, Oral Çalışlar, Mehmet Altan, Gündüz Vassaf, Atilla Kıyat gibi farklı alanlarda meseleye kafa yoran insanlarla söyleşilerin yer aldığı Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yoktur kitabı ise ezberleri bozan nitelikte bir çalışma. Bu çalışmada Türke, onun tarihsel bölünme korkusuna, bu korkunun çıktığı zamanlara ve nedenlerine varılmaya çalışılıyor. Bu kadim topraklarda sadece Türkün, Kürdün, Müslüman’ın olmadığı bizi oluşturan kültürün bu toprağın binlerce yıllık tarihi ve kültürü olduğunu anlatıyor. Ve öyle anlaşılıyor ki “Türkün Türkten başka dostu yoktur” sözü Cumhuriyet döneminin ve biraz daha geriye gidilirse İttihat ve Terakki dönemini de içine alan bir ürün olduğu aşikâr. Hemen bütün konukların ortak görüşü ise bu bölünme korkusunun Sevr’den itibaren Türklerin gündemine geldiğine dairdir. Bu korku o zamandan beri Türk toplumuna sirayet etmiş ve bugüne kadar gasp edilmiş ama artık teslim edilmesi gereken her hak bir bölünme sendromuyla karşılaşır olmuştur.

Ele almaya çalıştığım kitaplara üstten baktığımızda (çocukluğumuza, korkumuza döner gibi bu ülkenin çocukluğuna dönelim) korkuların kaynağına yeniden göz atıp artık acıyla sınanıp olgunlaşmamız, komplekslerden, nefret söyleminden hızla uzaklaşmamız, önce kendimizle, sonra da başka kültür, dil, din ve ırktan olanlarla barışmamız gerektiği ortaya çıkar. 

BARIŞ İÇİN OKUNMALI
* NAR ÇİÇEKLERİ, MEHMED UZUN, İTHAKİ YAYINLARI
* GÂVUR MAHALLESİ, MIGIRDİÇ MARGOSYAN, ARAS YAYINLARI
* ZAHİT, HASAN ÖZKILIÇ, CAN YAYINLARI
* BARIŞA EMANET OLUN, HASAN CEMAL, EVEREST YAYINLARI
* MEMEDİN KİTABI, NADİRE MATER, METİS YAYINLARI
* TÜRK’ÜN TÜRK’TEN BAŞKA DOSTU YOKTUR, METİN GÜLBAY, İTHAKİ YAYINLARI
* DAĞBOZUMU, AYTEKİN YILMAZ, DOĞAN KİTAP
* SİLAHLARI GÖMMEK, ORHAN MİROĞLU, EVEREST YAYINLARI
* KAYIP SÖZ, OYA BAYDAR, CAN YAYINLARI
* EN UZUN GECE, AHMET ALTAN, EVEREST YAYINLARI
* BİR DİL NİYE KANAR, MUHSİN KIZILKAYA, İLETİŞİM YAYINLARI
* BİRAZ DAHA IŞIK, MUHSİN KIZILKAYA, İLETİŞİM YAYINLARI
* GEÇ BİR SONBAHARDI, FIRAT CEWERÎ, İTHAKİ YAYINLARI
* MİHMAN, AKİF KURTULUŞ, İLETİŞİM YAYINLARI
* DİLLER, ÇEHRELER, BARIŞ, AHMET TULGAR, EVEREST YAYINLARI
* DAĞIN ARDINA BAKMAK, BEJAN MATUR, TİMAŞ YAYINLARI
* BARIŞ KÜLTÜRÜ, ŞEFİK ASAN, HEYAMOLA YAYINLARI
* BARIŞI KONUŞMAK, KOLEKTİF, ODTÜ YAYINLARI
* BARIŞIN FELSEFESİ, IOANNA KUÇURADİ, TÜRKİYE FELSEFE KURUMU
* BARIŞI ARAMAK, DOĞU ERGİL, TİMAŞ YAYINLARI
* KÜRT VATANDAŞ, HAMZA AKTAN, İLETİŞİM YAYINLARI
* BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL, FUNDA DANIŞMAN, ROJİN CANAN AKIN, METİS YAYINLARI
* BARIŞ SOFRASI, CENGİZ BEKTAŞ, EVRENSEL BASIM YAYIN
* HALKIMIZIN DİLİYLE BARIŞ ŞİİRLERİ, ASIM BEZİRCİ, EVRENSEL BASIM YAYIN
* ÖLÜ MÜ DENİR ŞİMDİ ONLARA, SAADET YILDIZ, ARAM YAYINLARI.

Kaynak: kitap.radikal.com.tr, ABİDİN PARILTI  ; Güncelleme Tarihi: 2 Nisan 2013

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım