KÜLTÜR / SANAT
Yok Hükmündeki Millet-i Mahkumeler

1912'de Şark Yıldızı Gazetesi

Süryani Edebiyatının 2000 Yıllık Geçmişi

İstanbul Süryanilerine Bakış:Mazlum ve Makul

Süryani Kadınların Acılarına Işık Tutmaya Çalıştım

Azınlık Malları Nasıl Türkleştirildi

Bir Süryaninin Askerlik Anıları

Barışa Emanetiz

Kutsal Ruhun Kavalı Mor Efrem

Geçmişten Günümüze Mardin Müzisyenleri

Yok Sayılan Bir Halk

Süryaniler

Süryanilerin Tarihi

hepsi

Süryani Dili

Süryanilerde Tiyatro ve Sinema

Süryanilerde Popüler Müzik

Süryanilerin Müzikal Çığlığı

Süryanilerde Kilise Müziği

Süryanilerde Halk Oyunları

Süryanilerde Ölüm Gelenekleri

Diyarbakır'da Geleneksel Bir Meslek Puşicilik

Turabdin'de Siboro Geleneği

Süryanilerin Yüzyıllardır Yaşattığı Sanat: Telkari

Şarabın Süryani Ustaları

Süryanilerde Paskalya Bayramı ve Hazırlıklar

Kaybolan Bir Süryani Sanatı: Basmacılık

Süryani Geleneğinde Noel (Yaldo) Bayramı

Bir Süryani Geleneği : Hano Kritho

Taştan Çıkan Beyaz Çorba: Gabula

Turabdinin Temel Yemeği Bulgur

Babağannuç

Yemek Tarifleri

 
 
Ahmet Taşğın / DİYARBAKIR'DA GELENEKSEL BİR MESLEK PUŞİCİLİK
“Başındaki puşi midir............(lo lo)

Diyarbekir işi midir ...........(lo lo)”

Diyarbakır Halk Türküsü

Diyarbakır'da Puşicilik, 16. yüzyıldan beri Süryaniler ve Ermeniler tarafından icra edilen bir meslek olarak 20. yüzyılın sonlarına kadar varlığını sürdürmüştür. Diyarbakır ve civar şehirlerde dokuma, altın ve gümüş işlemeciliği vs. gibi neredeyse bütün meslek gruplarının Süryani, Ermeni, Keldani gibi Müslüman olmayan dini gruplar tarafından icra edilmiş olması dikkat çekicidir. Diyarbakır ipek dokumacılığı babadan oğla, kuşaktan kuşağa geçen bir meslek olmuştur. Meslek aynı zamanda sözü edilen gruplar için Müslümanlara karşı koruma alanı oluşturmuş, toplumsal saygınlık aracı olarak görülmüştür. Bu nedenle gayrimüslimler, mesleği uzun süre kendi aralarında geliştirmeye özen göstermişler, diğer taraftan Müslümanları bu meslek için yetersiz ve kabiliyetsiz görerek, onları meslekten uzak tutmuşlardır. Aslında Müslüman toplumun bakış açısının da bu ve benzer meslek gruplarını gayrimüslim gruplarla özdeşleştirdiği görülüyor. Toplumsal eğilim, gayrimüslimlerle özdeşleşen bu meslekleri zaten saygın görmüyor, dolayısıyla rağbet göstermiyordu. Ancak zamanla bu görüşün zayıfladığı görülmektedir. 1960'lı yıllarda gayrimüslimlerin batıya göç etmeye başlaması, Müslümanların mesleğe yönelmesine zemin oluşturmuş, gittikçe artan göçlerle gayrimüslimlerin nüfusu azalmış ve meslek içinde ihtiyaç duyulan iş gücü karşılanamaz hale gelmiştir. Böylece Müslümanlar gittikçe artan bir iş gücü ile mesleğe aktif bir katılım sağlamış, zamanla alanda başarı göstermişlerdir.

Gayrimüslimlerden oluşan meslek erbabı, Diyarbakır şehir merkezinin orta tabakasını oluşturmakta idi. Üst tabakayı yöneticiler, askerler ve şehrin yerli eşrafı oluştururken alt tabakayı ise üst ve orta tabakanın çeşitli hizmetlerini gören büyük bir nüfusa sahip kesim oluşturmaktaydı. Rus işgali nedeniyle bütün Doğu Anadolu'da olduğu gibi Diyarbakır da yoğun olarak göç vermeye başlamıştı . Birinci Dünya Savaşı sonrası göçleri de eklenince Diyarbakır şehir nüfusunda büyük bir azalma olmuştu. Bu, Puşicilik mesleği içerisinde Müslümanlar lehine bir değişim demekti.1 Civar bölgelerden şehir merkezine göç eden farklı sosyal yapılara mensup bireyler şehirde tutunabilmek için ucuz iş kollarına iş gücü sağlıyorlardı. Birçoğu Diyarbakır'daki meslekler içerisinde yer alan bu bireylerin zamanla mesleki bilgi ve becerilerini yaygın olarak geliştirmesi, Müslümanların bu mesleklerdeki ağırlığını hissettirdi.

Böylece üretimi tamamen terk edilmeden önce Puşicilik, bir meslek olarak Müslüman halkın ilgisini kazanmış, bunlar daha sonra dokumacı olarak mesleği sürdürmüşlerdir. Bugün Diyarbakır Puşi dokumacılarından yaklaşık otuz kırk kişi Diyarbakır merkezde, yakın bir sayı da şehir dışında yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Diyarbakır'dan göç eden Süryani ve Ermeni Puşi sanatkarlarına rastlamak mümkündür.


Puşi kelimesi, örtü anlamında olup Farsça'dan Türkçe'ye geçmiştir. Günümüzde anlam daralmasıyla başa bağlanan veya sarılan bez anlamında kullanılmaktadır. Diyarbakır'da üretilen ipek kumaşa Puşi , üreticilerine Puşiciler denilmiştir. Oysa 1950'li yıllarda Diyarbakır'da üretilen ipek kumaşlar Puşi ile sınırlı olmayıp Puşi dokuma tezgahlarından daha teknik jakarlı makinelerde dokunan Mantin , Çiçekli Mantın , Canfes , Hake ve Gezi gibi kumaşlar da bulunmaktaydı.2 Ancak 1950'li yıllardan sonra üretilen ipek kumaşların kullanım alanı daralınca isim de buna göre şekillendi ve ipek dokumacılığına genel bir isimlendirme ile Puşicilik denildi.

Puşicilik 1960'lı yıllara kadar büyük ölçüde Süryaniler, kısmen de Ermeniler tarafından yapılmakta idi. Mesleğin bütün iş kollarını ayrıntısını sadece onlar biliyorlardı. Süryani nüfusun azalmasından sonra Müslümanlar dokumacı ve masuracı olarak meslekte yer almaya başladılar. Fakat verenler, her zaman Süryaniler oldu. İşverenlerin sahip olduğu tezgah sayısı, farklılık gösterir. Bazı işverenler on ve üzeri, bazıları ise daha az tezgaha sahipti. Puşi dokumacılığı evlerde yapılıyordu. Dokuma tezgahlarının sahibi olan işverenler aynı zamanda dokumanın yerini de belirlemekteydiler. Çalıştırdıkları dokumacı işçilerin evlerine de nadiren tezgah kurmaktaydılar. Özellikle Süryanilerin yoğun olarak oturduğu Meryem Ana Kilisesinin etrafı, Lale Bey Camii ve Behram Paşa Camii civarına kadar hemen her evde Puşi dokumacılığı yapılmakta idi. Diyarbakır şehrinin sembolü olan Puşi geniş bir alanda yaygın olarak üretilmekteydi.

Tezgah malzemesinin sert ve dayanıklı ağaçtan yapılmasına önem taşır, bunun için genellikle gürgen ağacı tercih edilmiştir. Çünkü ipek ip bir süre sonra tezgahın ahşap aksamını yıpratıp özellikle çözgü iplerinin uzandığı kısımlarda iz bırakır. Bu ise kumaş üretiminde hataya yol açar. Tezgahın dişbudak ağacı kökünden yapılan mekik gibi aksamı zeytinyağı veya beziryağında kaynatılır. Böylece sert ve kaygan olması sağlanır ve ipek ipliğe karşı daha dayanıklı hale getirilir. Tezgahlar kamçılı ve mekikli olmak üzere iki kısma ayrılır. Kamçılı tezgahlar 1960'lı yıllardan sonra daha çok tercih edilir hale gelmiştir.

Mantin Fabrikasından Bir Görüntü Diyarbakır Puşisi farklı renk, boyut ve çeşitlerde üretilmekte idi. Renkler: Kırmızı , Beyaz , Turabi , Almasti , Yeşil ve Siyahtır . Boyutlar talebe göre değişmekle beraber, 90, 100, 110 cm 2 gibi ölçülerle beraber 120, 140 ve 160 cm 2 ölçüler ise adeta standart hale gelmiştir. Bu arada 200 cm 2 kadar Puşiler de dokunmuştur.

Puşiler, iş sahibi Süryaniler tarafından öncelikle Diyarbakır ve çevresi, Güneydoğu Anadolu bölgesinin diğer illeri, Doğu Anadolu, İç Anadolu, Ege bölgesi olmak üzere yurt içinde, Suriye ve Irak olmak üzere yurt dışına kadar pazarlanıyordu. Puşiler çeşitlerine göre pazar bölgelerine ayrılmaktadır. İş verenler bölge taleplerine göre Puşi türlerini arz ediyordu. Kullanımlarına göre Puşi çeşitleri ise Kırmızı Kenar , Beyaz Kenar , Yedi Renk , Kesrevan , Telgrafi ve Almasti'dir .3

Dokumacılık evlerde yapıldığı için kayıt altında tutulmuyordu. Bundan dolayı da Puşicilik işi ile uğraşanların ve çalışanlarının sayısı, işçi maaşları, iş verenin elde ettiği gelir gibi konular hakkında kesin bilgimiz yoktur. Konu ile ilgili bilgiler tahminlere dayanmaktadır. Mevcut tezgah sayısına göre tezgahlarda çalışan işçi sayısı tahmin edilebilir. Diğer iş kolları da buna bağlı olarak değerlendirilebilir.
1970 yıllarında Diyarbakır il merkezi başta olmak üzere Silvan, Lice, Kulp ve Hazro ilçelerinde önemli miktarda ipek böcekçiliği yapılmakta idi. 4 Günümüzde ise sadece Kulp ilçesinin bir beldesinde küçük oranda üretim devam etmektedir. Diyarbakır şehir merkezi ve civar köyleri ipekböcekçiliği ve dokuma tezgahlarının en yoğun olduğu yerlerdir.5 Sayısı 300 adet olan bu imalathanelerde 1870 yıllarında 200 ustanın denetiminde 1500 yetişkin ve çocuk işçi çalışmaktaydı. Bu tezgahların hemen hepsi Diyarbakır şehir merkezinde bulunuyordu. Bu, Diyarbakır'ın bu faaliyetin merkezi olması ve dokumacıların ipek dokumacılığına yönelmeleriyle ilgilidir. Çünkü ipek kumaş dokuma daha yüksek vasıf isteyen ve kırsaldan çok kentlerde yapılmaktaydı.6 Diyarbakır'da canlı olan ipek dokumacılığı jakarlı makinelerle daha da canlanmıştır. 1880'lerde şehir merkezinde 100 erkek dokumacı, ipek çarşaf dokuyor ve her bir usta haftada bir adet çarşaf üretiyordu.7

İzmir Fuarında Diyarbakır İpek Dokuma StandıDiyarbakır dokuma esnafı, Birinci Dünya Savaşı öncesinde jakarlı dokuma tezgahlarını kullanmaya başlamıştır. Böylece daha kaliteli ve daha fazla kumaş üretimi sağlanarak dokuma piyasası, hem rekabet gücünü artırmış hem de üretilen malın birim fiyatlarını düşürmüştür.8 Diğer taraftan Diyarbakır'da ipekböcekçiliğin üretimindeki yüksek rekolte ve elde edilen ipeğin işlenmesi göz önünde tutularak Elazığ'da 1913 yılında kurulmuş olan İpekböcekçiliği okulu9 1930 yılında Diyarbakır'a taşınmıştır.10 Geleneksel el dokuma tezgahlarının dışında 1940'lı yıllara kadar faaliyetini sürdürmüş olan jakarlı makinelerden oluşan mantin kumaş fabrikaları vardı.11 Bu mantin fabrikaları, Müftüzade Hüseyin Efendi ile Direkçi Tahir Efendiye aitti. Burada üretilen kumaşlar biraz sert olmakla beraber sırmalı kısmından gelinlik yapılmakta ayrıca yorgan ve yastık yüzü olarak da kullanılmakta idi.12 1950'li yıllarda ise Diyarbakır ipek dokumacıları “Doğu İpek” adıyla bir şirket kurmuşlardır.

1958 yılında yapılan istatistiğe göre Diyarbakır'da üretilen ham ipek miktarı 50 000, suni ipek miktarı 15 000 metredir.13 1960 yıllarında ise en az 200 14, 1970 yıllarında en az biri motorlu olmak üzere 70 tane ipek kumaş üretim tezgahı çalışıyordu.15 Bu tezgahlarda üretilen ipek kumaşlar yurtiçinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Ege bölgesinde, yurtdışında da Irak ve Suriye başta olmak üzere pazar bulmaktaydı. 1929 İzmir fuarında, Diyarbakır ipek dokuma fabrikalarında üretilen mantin kumaşlar birinci olmuştur.16 Ayrıca Diyarbakırlı iş adamları İzmir Fuarına uzun süre Diyarbakır'ı temsilen şehirde üretilen ipek kumaşlarla katılmışlardır.17 Puşi en son çıkışını yurt dışında yaparak 1973'te Münih'te düzenlenen el sanatları fuarında birinci olmuştur.18

Puşicilik birbirine bağlı birden fazla iş kolundan oluşmaktadır. Bunlar ise ipekböcekçiliği, kozadan ipin dolaplar yardımıyla çekimi, maklepler yardımıyla masuraya (farık) sarılması, masuralardan düvereye büküme götürülmesi, bükülen iplerin boyaya girmesi, serkar elinde kalemlere sarılması, dokuma için tezgaha gelmesi ve pazarlama için dükkanlara gönderilmesi gibi belli başlı iş kollarına ayrılmaktadır. Puşiciliğin bitmesiyle bu iş kolları da ortadan kalkmıştır.

Puşiciliğin Diyarbakır'ın doğal çehresine katkılarından birisi yine şehrin sembolü haline gelen dut ağaçlarıdır. İpekböceğinin yegane gıdası olan dut yaprağı Diyarbakır ve çevre ilçe ve köylerindeki dut ağacı yapraklarından karşılanmaktaydı. Daha Birinci Dünya Savaşı öncesinde Silvan'da bir milyondan fazla dut ağacı vardı.19 Şehir merkezinde sur içi evlerinin hevş denilen avlularında, sur dışında Hevsel bahçelerinde olmak üzere hemen hemen her yerde dut ağacına rastlamak mümkün iken Puşiciliğin bitmesiyle dut ağaçları da birer birer kesilmiştir. Günümüzde çok az da olsa geçmişten kalma dut ağaçlarına rastlamak mümkündür.

Puşiciler, Diyarbakır'ın sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olan mesleklerden sadece biridir. Bağımsız iş kollarına ayrılan Puşicilik, Diyarbakır'ın iktisadi ve kültürel hayatının en belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Puşi, hem geleneksel kıyafetlerin hem de türkülerin önemli birer öğesi olarak Diyarbakır folklorunda önemli bir yer edinmiştir. Puşi yirmiyi aşkın Diyarbakır türküsüne konu olmuştur. Buraya sevilen bu halk türkülerinden birkaç örnek almak istiyoruz:

DİYARBAKIR PUŞİ TÜRKÜLERİ

Damda puşi işlerem
Kız yanağın dişlerem
Seni bana verseler
Saç bağın gümüşlerem.
.............
Dicle kenarı bostan ay le le le vay vay
Giyinmiş ipek fistan vay le lel le vay vay
Kerem eyle gel bana ay le le le vay vay
Kurtar beni bu yaştan vay le lel le vay vay
............
Haram sudan atladım
Mantin çarşaf topladım
Muradım olsun diye
Her derdine katlandım
Uy beni vay beni uy beni beni beni
.....................
Geymiş ipek çarşafı
On dört on beştir yaşı
Seni sevdim seveli
Sızlar bağrımın başı.
...................
Başında puşan gurban
Dudağan dişen gurban
Yalınız sana değil
Yanında eşen gurban
Hele nennide nennide nenni
Götürür yare beni.
.....................
Gülüm gider bostana
Gül doldurur fistana
Korkaram yağmur yağa
Mantin çarşaf ıslana
Aman gülüm yar gülüm
Ben sana hayran gülüm
Olayım kurban gülüm.
.....................
Esmer bugün ağlamış
Ciğerimi dağlamış
Kara kaşın üstüne
Siyah puşi bağlamış
Haydi yar yar yar
Kibar yarim esmerim
Sen hayınsın esmerim.
..............
Başı puşili yarim
Altun dişli yarim
Ne dedim de darıldın
Benden küsülü yarim.
.......................
Mantin çarşaf başında le can le can le canım
Kalem oynar kaşında le can le can le canım
On altıdan bir eksik le can le can le canım
On dört on beş yaşında le can le can le canım
Ben de sana kurbanım le canım.
.......................
Başındaki puşi midir ............(lo lo)
Diyarbekir işi midir ................(lo lo)
Bugün yarim bize gelmiş ...........(lo lo)
Bu da devlet kuşumudur ............(lo lo)
Lo lo sana hayran olsun ............(lo lo)
Lo lo sana gurban olsun.............(lo lo)
...............
Karşıdan görünürsün
Çarşafa bürünürsün
İpek çarşaf içinde
Ne güzel görünürsün. *

*Şevket Beysanoğlu-Salih Turan-Kubilay Dökmetaş, Diyarbakır Musikî Folkloru, Ankara: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, 1996.

Türkülerde de 20 görüldüğü üzere Puşiciler, Diyarbakır folklorunda önemli ve kalıcı bir iz bırakmıştır. Puşicilerin/Puşilerin türkülerde yoğun olarak yer almasının önemli bir nedeni de hemen hepsinin Diyarbakır türkülerini çok iyi okuyor oluşlarıdır. Kendi aralarında bir meslek dayanışması ve davranış biçimi geliştirmiş olan Puşiciler arasından yakın tarihte kaybettiğimiz Sami Hazinses gibi sanatçılarla Diyarbakır mahalli sanatçılarından Hüsnü İpekçi ve Mehmet Akyüz gibi isimler sayılabilir.

Günümüzde Puşinin kazandığı yeni anlam ile yukarıda türkülerde konu edilen Puşinin anlaşılması mümkün değildir. Bugün yaygın olan Puşi tamamen Arap kültürünün etkilerini taşımaktadır. Bu Puşiler desenlerinden renklerine kadar Diyarbakır tamamen Puşisinden farklıdır. Bunlar başka pazarlardan sağlanan Puşiler olup üretildikleri yörenin kültürünü taşımaktadır. Dolayısıyla bu yörelerden karşılanan Puşi ihtiyacı aynı zamanda ilgili kültürü de beraberinde taşımıştır. Özellikle Diyarbakır pazarına yirminci yüzyılın birinci yarısından itibaren Suriye veya Suriye üzerinden mal girişi sağlanmıştır.21 Bu da Diyarbakır Puşi üretiminin azalmasına ayrıca özgün kültür özelliklerinin kaybolmasına ve farklı algılamaların yerleşmesine neden olmuştur.22

Bu bakımdan ilgili türküler açısından da adeta bir belirsizlik ortaya çıkmıştır. Kültürel hayatın önemli bir katmanının birden, aktif hayat alanından çekilmesiyle hayatın kültürel alanında hiçbir şekilde doldurulamayan boşluklar ve telafisi imkansız kayıplar meydana gelmiştir. Şehir merkezinin pek çok açıdan önemli bir unsuru olan Puşicilerin göç etmesi, Diyarbakır'da bir çok alanın fakirleşmesine neden olmuştur.

Diğer taraftan tezgahla ilgili aksamın ifadesinde kullanılan sözcükler de Diyarbakır'a hastır. Dokumanın, boyamanın ve kozadan ipin çekilmesi işlemleri de Diyarbakır'a hastır ve diğer ipek dokumacılığı merkezlerinden de farklılıklar göstermektedir. Puşicilerin meslekle olan ilişkilerini kesmelerinden sonra bu sözcükler de kullanım alanından çekilmiş oldu. Bugün Diyarbakır'da dokumada kullanılan malzemeye hatta dokuma tezgahının en küçük parçası olan mekiğe bile rastlamak mümkün olmamıştır. Dokunan kumaşlardan Puşi dahi bulmak çok zor. Mantin kumaş bulmak ise mümkün değildir.23

Diyarbakır'da Mantin FabrikasıSon otuz yıl içerisinde tamamen yok olan Puşicilik, Diyarbakır kent merkezinde oturan Süryanilerin ve Ermenilerin göç etmesiyle24 beraber şehirde yok olmaya yüz tutmuş, Puşi ihtiyacı özellikle Arap ülkelerinden olmak üzere yurt dışından karşılanmıştır. Bu ise hem önemli ekonomik bir kayba hem de kültürel bir yozlaşmaya neden oldu. Türk kültürü üretim kaynaklarından birini kaybetmiş, aynı zamanda ülke insanlarının yaratıcı gücünün zayıflamasına neden olmuştur. Puşicilik, dünyadaki teknolojik gelişmelerin rekabetine dayanamamıştır. Özellikle Uzakdoğu ülkelerinden ihraç edilen ipek, iç piyasadaki maliyetlerin yüksek olmasından dolayı piyasayı kısa zamanda ele geçirmiştir. Bunun yanı sıra hem yurtiçi hem yurtdışı suni ipek üretimi de ham ipek üretimini olumsuz etkilemiştir. Bunlara bir de ülkenin yaşadığı toplumsal değişim sonucu geleneksel kıyafetlerin yerini modaya uygun giyim tarzına bırakması eklenince bir meslek kolu hayatımızdan, hem çok hüzünlü hem de bir dizi olayın ağır bir sonucu olarak sessizce ayrılmıştır.

KAYNAKLAR: 1 Şevket Beysanoğlu, Diyarbakır Tarihi, Cilt 3, Diyarbakır: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Yayınları, 2001, s. 1207-1208.
2 Orhan Aksu, Diyarbakır İpekçiliği, (Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, lisans tezi, Danışman: Tevfik Eşberk), Ankara: 1944.
3 Diyarbakır Puşisinin üretimi durduktan sonra Diyarbakırlı bazı esnaf, Bursa'da Diyarbakır Puşisi özelliklerine uygun sentetik ipten Puşi dokuyarak pazara sunmuştur. Günümüzde bu Puşiler piyasada satılmaktadır. Bunlardan özellikle Kesrevan, Kırmızı Kenar, Beyaz Kenar ve Yedi Renk halen üretilip pazar bulmaktadır. Esasen üretilen bu tür Puşilerin talep gördüğü bölgeleri tespit etmek mümkündür. Mesela Yedi Renk çeşidinin pazarlandığı yerlerden birisi Tunceli olmuştu. Bugün Yedi Renk Puşi bu bölgede hala rağbet bulmaktadır.
4 Diyarbakır İl Yıllığı, Ankara: 1973, s. 539.
5 On altıncı yüzyılda Diyarbakır, Anadolu'daki önemli ticaret merkezlerindendir. Ayrıca Diyarbakır'da dokunan kumaşlar yurtdışına ihraç edilmektedir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt 2/2, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1954, s. 582; Diyarbakır ipek dokumacılığı Osmanlı Devletinde önemli ipek dokuma merkezlerinden biridir. On altıncı yüzyılda Osmanlı Devletine dahil olmasından itibaren Diyarbakır'ın önemli gelir kaynakları arasında dokumacılık bulunmaktadır. Bunun için bakınız: Yılmaz Kurt, “XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Diyarbekir Eyaletinde Sanayi ve Ticaret”, Tarih İncelemeleri Dergisi V , İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1990, s. 196-197; Nejat Göyünç, “Onaltıncı Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır” Belgelerle Türk Tarihi Dergisi , Sayı, 7, 1968, ss. 76-80; Nejat Göyünç, “Kanuni Devri Başlarında Güney-Doğu Anadolu”, Atatürk Konferansları V-1971-72 , 1975, ss. 61-74; Nejat Göyünç, “XVI. Yüzyılda Güney-Doğu Anadolu'nun Ekonomik Durumu”, Türkiye İktisat Tarihi Semineri , 8-10 Haziran 1973, Editör Osman Okyar-H.Ünal Nalbantoğlu, ss. 71-98.
6 Donald Quataert, Osmanlı İmalat Sektörü, İstanbul: İletişim Yayınları, 1999, s. 157.
7 Donald Quataert, Osmanlı İmalat Sektörü, İstanbul: İletişim Yayınları, 1999, s. 208.
8 Donalt Quataert, Osmanlı İmalat Sektörü, İstanbul: İletişim Yayınları, 1999, s. 127.
9 Cumhuriyetin 15'inci Yılında Diyarbakır, Diyarbakır, 1938, s. 46.
10 Güneydoğu, Birinci Müfettişlik Bölgesi, İstanbul, 1939, s. 394.
11 Usman Eti, Diyarbekir, Diyarbekir: Diyarbekir Halkevi Yayını, 1937, s. 37; Güneydoğu, Birinci Müfettişlik Bölgesi, İstanbul, 1939, s, 339.
12 Basri Konyar, Diyarbakır Yıllığı, c. 3, Ankara: Ulus Basımevi, 1936, s. 110.
13 Fahri Dalsar, Bursa'da İpekçilik, İstanbul, 1960, s. 497.
14 Fikret Gence, “Diyarbakır'ın İhtiyaçları”, Türkiye I. İpek Böcekçiliği Kongresi, 23-25 Mart 1957 Bursa, İstanbul, 1957, s.154.
15 Diyarbakır İl Yıllığı, Ankara: 1973, s. 539.
16 Basri Konyar, Diyarbakır İl Yıllığı, C. 3, Ankara, s. 110.
17 İzmir Fuarında Diyarbakır, Diyarbakır: Diyarbakır Halkevi Yayını, 1938, s. 38.
18 Adil Tekin, Diyarbakır Albümü, Diyarbakır, tarihsiz.
19 Basri Konyar, Diyarbakır Yıllığı, c. 3, Ankara, 1936, s. 150.
20 Suphi Martağan, “Diyarbakır Türküleri”, Ziya Gökalp Dergisi, Sayı 64, aktaran Mehmet Ali Abakay, Celal Güzelses, Diyarbakır: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Yayınları, 1995, s. 308.
21 Basri Konyar, Diyarbakır Yıllığı, C. 3, Ankara, 1936, s. 109.
22 Diyarbakır'da dokunan Diyarbakır Puşisi kendine özgü renklere ve motiflere sahiptir. Bunun günümüzde Puşiye yüklenen anlam ile bir ilişkisi yoktur. Dolayısıyla bu geleneksel değerin doğru tarihi ve kültürel geçmişinden koparılmadan değerlendirilmesi, göreceli algılamalara malzeme yapılmaması kültürel ve tarihi bir görevdir.
23 Esma Ocak Hanımefendiye ait “Diyarbakır Esma Ocak Evi” etnografik eşyaları arasında Diyarbakır'da dokunan muhtelif ipekli kumaşlardan 1930-1940 yılların modasına uygun bayan kıyafetleri bulunmaktadır.
24 Süryanilerin Diyarbakır'dan göçleri ile ilgili bakınız: Ahmet Taşğın, “Anadolu'nun Yok Olmaya Yüz Tutan Zenginliklerinden: Süryaniler”, VI. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Genel Konular Seksiyon Bildirileri (İçel 18-22 Haziran 2001) , Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 2002, ss. 205-227.

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım