KÜLTÜR / SANAT
Yok Hükmündeki Millet-i Mahkumeler

1912'de Şark Yıldızı Gazetesi

Süryani Edebiyatının 2000 Yıllık Geçmişi

İstanbul Süryanilerine Bakış:Mazlum ve Makul

Süryani Kadınların Acılarına Işık Tutmaya Çalıştım

Azınlık Malları Nasıl Türkleştirildi

Bir Süryaninin Askerlik Anıları

Barışa Emanetiz

Kutsal Ruhun Kavalı Mor Efrem

Geçmişten Günümüze Mardin Müzisyenleri

Yok Sayılan Bir Halk

Süryaniler

Süryanilerin Tarihi

hepsi

Süryani Dili

Süryanilerde Tiyatro ve Sinema

Süryanilerde Popüler Müzik

Süryanilerin Müzikal Çığlığı

Süryanilerde Kilise Müziği

Süryanilerde Halk Oyunları

Süryanilerde Ölüm Gelenekleri

Diyarbakır'da Geleneksel Bir Meslek Puşicilik

Turabdin'de Siboro Geleneği

Süryanilerin Yüzyıllardır Yaşattığı Sanat: Telkari

Şarabın Süryani Ustaları

Süryanilerde Paskalya Bayramı ve Hazırlıklar

Kaybolan Bir Süryani Sanatı: Basmacılık

Süryani Geleneğinde Noel (Yaldo) Bayramı

Bir Süryani Geleneği : Hano Kritho

Taştan Çıkan Beyaz Çorba: Gabula

Turabdinin Temel Yemeği Bulgur

Babağannuç

Yemek Tarifleri

 
 
Şeyhmus Diken / SÜRYANİLERİN MÜZİKAL ÇIĞLIĞI
Diaspora Süryanilerinin arşivinden yararlanılarak hazırlanan "Anadolu'nun Solan Rengi, Süryani Halk Ezgileri" albümü her dinleyenin kendi tarihsel, kültürel mirasından belki ortak tınılar da duyabileceği bir çalışma.

Yakup ustanın baba toprağı Diyarbakır'dan ayrılışının üzerinden neredeyse çeyrek asır geçmişti. Ama çekiyordu işte bu şehir Süryani Yakup ustayı. Her sene sektirmeden Nisan-Mayıs aylarında birkaç günlüğüne de olsa memleket hasretini gideriyordu, Diyarbakır sokaklarında. Ama sadece bu kadar mı? Elbette hayır... Peynir... İlla ki peynir! Diyarbakır'ın genç kız saçı gibi ilmek ilmek örülmüş, örüklü erimiş peyniri. Onu, Diyarbakır'a gelip kendi gözetiminde yaptırmalı ve İstanbul'a götürmeliydi. Belki peynir bahaneydi. Ama ne gam! Gittiği diyarlarda kendine ait olan ne vardı ki! Götüreceği birkaç baş erimiş peynir, bir de memleket özleminden, memleket havalarından gayrı!

"Her yıl geldiğimde tanıdıklar azalıyor" diyordu, dokumacı ustası Yakup. Bir de eski köylülerin kalmadığından yana dertliydi Yakup usta. Eski köylüler kente geldiğinde daha bir uyum sağlama gayretinde miydiler ne? Şimdikiler öyle mi? Kenti kendilerine benzetmede eşleri menendleri yok...
Ama bu kez Yakup usta, gözlerinin içi gülerek, elinde bir CD ile gelmişti. İstanbul'dan bir dostum, Turgut Alaca göndermişti, yeni çıkan "Anadolu'nun Solan Rengi-Süryani Halk Ezgileri" CD'sini. Bekletmeden, o heyecanla dinledim. Toplam on bir parça özenle seçilmiş. Daha çok diaspora Süryanilerinin arşivlerinden yararlanılmış. Süryanice bilmediğimden sözlerini anlayamadım. Ama melodi o kadar yakın, o kadar tanıdık geldi ki... Ezgiler beni Midyat'ın Süryani köylerindeki düğünlere götürdü. Ezgilerin melodik ritmine eşlik etmeye çalışırken, Tur Abdin'de Mor Gabriel Süryani Kadim Manastırı'nın 1700 yıllık duvarlarında yankılanan ilahilerin müzikal alt yapısını da düşünmeden edemedim.

Asuri müziğinin varisleri

Yakın zamanda okuduğum Peder Gabriel Akyüz'ün "Süryani Müziği"* kitabına başvurdum. Süryaniler, Hıristiyanlığı ilk kabul edenler olduklarından aynı zamanda Asuri Sanat Müziği'nin de varisi olmuşlar. Zaten Asuriler aynı zamanda proto-Süryaniler. Süryanilerin dinlerine olan sadakatleri, kendi ifadeleri ile "tekrar putperestlik tuzağına düşmemeleri" için ellerinde bulunan o döneme ait tüm müzik eserlerini yakmalarını beraberinde getirmiş. Doğal olarak Süryani müziğinin düzeni; l. yüzyılda başlayıp lV. yüzyılda genişlemiş. Vll. yüzyılda zirve noktasına ulaşmış, Xll. yüzyıla kadar canlılığını korumuş. Xll. yüzyıldan sonra bölgede yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle gerilemeye ve erimeye yüz tutmuş.

Süryani müziğinin genel olarak sekiz dizisel makamdan oluştuğunu yine Gabriel Akyüz'ün yukarıda sözü edilen kitabından öğreniyoruz. Bunlar; sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, eğlendirici, hüzünlendirici, coşturucu ve gurur kırıcı huyu olan makamlar. Görüldüğü gibi bizzat hayatın içinden ve hayatın kendisiyle örtüşen makamlar. Ve bu sekiz ana makam, yapılan bütün çalışmalar sonucunda 1500 dolayında nağme ve makama bölüştürülüyor. Ve kilise takvimine göre uygulanan ayinlerin her bir bölümü bu makamlardan biri ile hayat buluyor.

Gel çığlıklarımı dinle

Din dışı müziklerinde de genel olarak bölgeye ait enstrümanların zengin biçimde kullanıldığını görüyoruz: Ud, cümbüş, kanun, darbuka, bağlama, keman, davul, zurna. Doğal olarak aynı ve komşu coğrafyada birlikte yaşanılan halklarla ortak kültürel miras, akrabalık ve etkileşim. Kürt, Ermeni, Arap ve Türkler. Ve tabii ki bu halkların müzik kültürleri.

Her dinleyenin kendi tarihsel, kültürel mirasından belki ortak tınılar da duyabileceği, ama özgün ve farklı Süryani müziğinin sesini de hissedebileceği bir müzikalite "Süryani Halk Ezgileri".

Ezgiler, dile geliyor ve diyor ki; "Gel çığlıklarımı dinle.../ Yolculuğundan geri dön. / (Gittiğin) dünya sana bir şey kazandırmaz. / Ancak günahkar ve umursamaz biri olursun. / Gurbette ne yapacaksın. / Kötü genç olma, geri dön. / O sessiz uykularda çığlıklarımı dinle."

Süryani Halk Ezgileri / Anadolu Müzik Yapım
* P. Gabriel Akyüz, Süryani Müziği, Ocak 1998, Mardin, Kendi Yayını.

NOT: Bu yazı Radikal Gazetesinin Radikal 2 ekinde 11-08-2002 tarihinde yayınlanmıştır

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım