SÜRYANİ TARİHİ
Süryaniler Kimdir?

Eski Tarih

Süryani Tarihinde Bölünmeler

Kilisede Tek Başına

Renkler Sırayla Solarken

Serçe Kanadında Yaşayan Bir Halk: Süryaniler

Süryaniler Azınlık Oldu da Sonra Ne Oldu?

Dilsiz Süryani Nasra Şammashindi

Ermeni ve Süryanilerin Birlikte Yaşadığı Bir Köy

Yok Edilen Uygarlığın Kültür Envanteri

Gavur Değiliz ki Biz, İnanıyoruz

Sürgünün Ne Olduğunu Ortadoğu'da Gördüm

İsmini Saklayamazsın ki...

hepsi

 
 
Amberin Zaman / SÜRYANİLERİN BİTMEYEN ÇİLESİ
EMİNİM kimileriniz son yılların modasına uyup Sıla dizisinin popülerleştirdiği Mardin ve Midyat'a gitmişinizdir. Ve bu en egzotik coğrafyamızın tarihsel, kültürel zenginlikleri karşısında büyülenip dönmüşsünüzdür.

Eşe dosta aldığınız telkari broşları, dünyanın en kadim manastırlarından Mor Gabriel önünde çektirdiğiniz fotoğrafları gösterip Süryanilerin ev yapımı tatlı şaraplarını paylaşırken, "Azınlıklarımız ne büyük de zenginlik katıyor" diyerek "Mutlaka görün" tavsiyesinde bulunmuşsunuzdur.

Tabii birçoğunuzun belki bilmediği şu ki, Süryaniler "Tur Abdin" dedikleri bu coğrafyada asırlar boyu azınlık değildiler: 1915'te tıpkı Ermeniler gibi büyük bir kıyıma uğradılar. Ekonomik göç ve Güneydoğu'daki şiddet buna eklenince Tur Abdin'deki Süryanilerin sayısı 2500'e indi. Geriye kalan bu minnacık, korunaksız cemaatin gitmemesi için (Lozan Antlaşması'nda Süryanilere azınlık statüsü verilmedi) Mor Gabriel Manastırı'nın yürekli metropoliti Timoteos Samuel Aktaş yıllardır mücadele veriyor. Ve bu mücadelesine 2002 yılında iktidara taşınan AK Parti'den hayat öpücüğü geldi.
Hasretle andığımız "çıraklık" döneminde Avrupa Birliği'ne girme hevesiyle reform rüzgârı estiren (ve bugünlerde Talatpaşa Bulvarı'na doğru direksiyonu kıran) AK Parti, yıllarca kiliselerine bir tek çivi çakılmasına izin verilmeyen Süryanilere bu yönde takdire şayan kolaylıklar sağladı. Yurtdışında yaşayan Süryanilere "Memleket dönün" çağrısında bulundu. Ve hükümetin sözüne güvenen Süryaniler azar azar köylerine dönüp yeni güzel evler dikmeye başladı. Manastırda ise neşe dolu bir restorasyon furyası esti. Taşlar temizlendi, freskler onarıldı, ağaçlar dikildi, bu evrensel mirasımız, turizm broşürlerini süsleyen milli gururumuz pırıl pırıl hale getirildi.

Ancak Süryani baharı uzun sürmedi. Süryanilerin arazilerini senelerce işgal eden civar köylüleri 2008 yılında kadastro çalışmaları sürerken Mor Gabriel Manastırı'na dava açıp manastırın sahip olduğu toprakların kendilerine ait olduğunu öne sürdüler. Aralarında köy muhtarlarının da bulunduğu davacıların manastır aleyhinde sundukları "deliller" ise tam bir komedi. Mesela 397 yılında kurulan manastırın bir caminin üzerine inşa edildiğini ihbar ediyorlar (Süryaniler bu işi nasıl olduysa İslam dini henüz doğmadan başarmışlar) ve "şüpheli" diye sıfatlandırdıkları Aktaş'ı "irticai faaliyetler" yürütmekle suçluyorlar. Güler geçerdik ama ne yazık ki 2009 yılında bu kez arazilere göz diken Hazine devreye girip manastır aleyhinde bir dizi dava açtı.

Sizleri hukuki detaylara boğmadan davalardan en önemlisini özetleyecek olursam: İhtilaf konusu 244 dönüm arazinin vergilerini, 1936 yılı beyannamesi olarak bilinen ve gayrimüslimlerin bazı taşınmazlarının kaydedildiği belge uyarınca ödediğini yine belgelerle ispatlayan manastırı Midyat İdare Mahkemesi 2009 yılında haklı buldu. Hazine ise manastırın sunduğu belgeleri "görmediğini" iddia edip davayı Yargıtay'a taşıdı. Yargıtay Hazine lehinde karar verince manastır itiraz edip "kayıp" belgeleri tekrar yollamış ama Yargıtay'ın "körlüğü" sürmüş. Ve Yargıtay yine manastır aleyhinde nihai kararını verdi.

İç hukuk yolları tükendiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurulabilirken AİHM'de ceza rekoruna sahip Türkiye bu süreci yavaşlatmak adına yeni bir itiraz mekanizması geliştirdi. Bundan böyle AİHM'ye gidilmeden önce Anayasa Mahkemesi'ne itirazda bulunmak gerekiyor. Sonucu ne olur bilinmez ama Süryanilerin bu manzara karşısında geri dönüşlerinin durma noktasına gelmesi sürpriz sayılmaz.

Geçtiğimiz ay manastıra uğradığımda metropolit sanki bu sonucu çoktan biliyormuş gibi, "Sanki bizleri buradan topluca sürmek istiyorlar" demişti bana. Konuyu Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ile ayrı ayrı görüşen Aktaş'ı dinlerken içim hüzünle doluyor.

Son yılarda Ermeni ve Kürtlerden destek alan yurtdışındaki Süryani aktivistler, 1915'in kendileri açısından da "soykırım" olarak tanınması için bir kampanya başlattılar. İsveç parlamentosundan 2010 yılında bu yönde bir karar çıktı. Duyduğuma göre bu çalışmalardan vazgeçmeleri için Aktaş gibi ruhani liderlerin telkinlerde bulunması isteniyor. Yarım asırdır kendini tümüyle manastır ve Tur Abdin'deki cemaatine adamış Aktaş'ı 92 yılından beri tanıyorum. Siyasete bulaşmamak için elinden geleni yaptığını çok iyi biliyorum. Umarım manastırın toprakları daha farklı bir kavganın, pazarlığın unsuru haline getirilmedi, getirilmez.

Kaynak: HABERTÜRK , Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2012

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım