SÜRYANİ TARİHİ
Süryaniler Kimdir?

Eski Tarih

Süryani Tarihinde Bölünmeler

Kilisede Tek Başına

Renkler Sırayla Solarken

Serçe Kanadında Yaşayan Bir Halk: Süryaniler

Süryaniler Azınlık Oldu da Sonra Ne Oldu?

Dilsiz Süryani Nasra Şammashindi

Ermeni ve Süryanilerin Birlikte Yaşadığı Bir Köy

Yok Edilen Uygarlığın Kültür Envanteri

Gavur Değiliz ki Biz, İnanıyoruz

Sürgünün Ne Olduğunu Ortadoğu'da Gördüm

İsmini Saklayamazsın ki...

hepsi

 
 
Mardin Eğitim-Sen / MARDİN KARAKABUKLARINI KIRMALI
Midye dolma yemişliğiniz varsa, Mardinli birinin elinden yemişsinizdir. O an midyeci ile sohbet ettiğinizde onun Mardinli olduğunu öğrendiğinizde, “Mardin de deniz yok ama nereden öğrendiğiniz bu işi” diye sormuşsunuzdur. Ya da tersinden okuyacak olursanız, Mardin de bir midyeci gördüğünüzde onun muhtemelen İstanbul ya da İzmir’den gelmiş olabileceğini düşünür, midye ile Mardin arasında bir bağlantı kuramazsınız.

Sizleri suçlamıyoruz çünkü birkaç güne kadar bizde bu sorulara cevap vermekten muzdariptik. Göreceğiniz kendi yüzünüzdür temasıyla başlamış olduğumuz işçi filmleri günleri için işçi filmleri festivalinin arşivinden film seçerken “Karakabuk” diye bir filmde seçmiştik. Amacımız kendimizden hareketle kendimize dair düşünmek kendimize dair konuşmak ve en nihayetinde birer emekçi olduğumuz gerçekliğini yaşamımızın her alanında bilince çıkarmak ve birer emekçi olarak yaşamak ve üretmekti. Bu bir yüzleşmeydi. Kendimizle, yaşadığımız yerle, yaptığımız işle yüzleşmek… İnsanın insana bu denli yabancılaştırıldığı bir umutsuzluk ikliminde yeniden ve illaki baharlar yaratmak gerekiyordu. Gerek bir kardelen gibi üzerimizi örten karları yarıp güneşe uzanmak, gerekse üzerimizde ki ölü toprağı atıp yeniden boy vermekti çabamız. Bu çabanın bir tezahürüne de Karakabuk adlı midyecilerle ilgili belgeseli izlerken gerçekleştirdik.

Mardin’den başlayan yolculukları sonucu büyük şehirlerde midye ile tanışan ve şimdi ise kendi memleketlerinde midye satan midyecilerin öyküsü şu şekilde başlıyor. 1960’lı yıllarda göç eden ilk Mardinliler İstanbul’un etnik açıdan en zengin mahallesi olan Galata Kuledibine yerleşir. Buradaki etnik mozaiğin önemli unsurlarından biri olan Ermenilerden midye dolması yapmayı öğrenirler. İlk göç dalgasının ardından İstanbul’a gelen Mardinliler kan ve akrabalık bağları ile aynı işi yapmaya devam ederler. Ve aslında Ermenilerden devraldıkları midyeciliği, Mardinlilerin ekmeklerini bir süre önce ne olduğunu bile bilmedikleri (hala Mardinlilerin çoğu bilmez ve yemez) midyeden kazanmalarının altında açık bir soysal gerçeklik yatıyor. Yoksulluk ve yıllardır yaşanan savaş nedeniyle, köyleri boşaltılan, göç eden Mardinlilerin en yoksul kesimi Ermenilerle tanışmaları sonucu midyeci olurlar. Ermenilerin belki yemek kültürüydü ama Mardinlilerin ekmek teknesi olmuş durumda midye. Kuşüzümlü, fıstıkla midye dolmalar ermeni usulü yapılır ve limon sıkılmadan yenmesi gerekirdi. Mardin usulü midye limon sıkılarak yenir ve bu yüzden ‘acı’dır. Çünkü Mardinli satıcıların sattığı her midyenin içinde biraz göç, biraz yoksulluk ve biraz da hüzün vardır.

Sıra Karakabuk adlı belgesele geldiğinde Mardin’e de yeni gelmiş ve tezgah açmış Mardinli olan ve Mardin’de midye satan emekçi dostlarımızla tanıştık. Karakabuk belgeselini birlikte izleyerek yaşadıkları göçe, yoksulluğa, acıya ve hüzne dair konuşmaya ve onlarla buluşmaya çabaladık.

Kendi köyünden Kızıltepe’ye göç eden, ilkokulu zor bitiren ve babası Ankara’da midye satarken zorla Ankara’ya gidip bu işe başlayan Abdullah usta, kendi işini yapmak ve kimsenin emrinde çalışmak istemediği için, bugün Mardin de midye satıyor. Mardin’de alınan ücretin en fazla 500 TL olduğunu, sigortasız çalıştırıldığını ve bu nedenle günlük 20 TL’nin kendisi için daha iyi olduğunu belirtiyor. Abdullah ustanın hemen ardından 17 yıldır midyecilik yaptıktan sonra Ayvalık belediyesi tarafından tezgâh açılmasına izin verilmediği için köyüne dönen ve burada öğrenci servisi çalıştıran Beşir Usta; burada iş imkânı olmadığı, okuyamadığımız, haklarımız verilmediği ve serbest bırakılmadığımız için İzmir’e dayılarımın yanına gidip midye satmaya başlamak zorunda kalmış. İşsizliğin büyük bir sorun olduğunu buralarda iş olsa kimsenin memleketini, çocuklarını ailesini ve akrabalarını bırakmak zorunda kalmayacağını vurguluyor.

Midye sattıkları yerlerde Kürt oldukları için ayrımcılığa uğrayarak, kendilerine yer verilmediğini, “başınızın çaresine bakın” denilerek açlığa mahkûm ettiklerini anlatıyor. Göç ve özellikle köy yakmalar nedeniyle insanların büyük şehirlere göç ettiklerini boyacılık, selpakçılık, işportacılık gibi güvencesiz ve zor işlerde çalışmak zorunda kaldıklarını, midye işi yapan akrabaları olanların ise midye işi yaptıklarını söyledi. Midye işinin akrabalık ve kan bağı ilişkileri üzerinden birbirine aktarılarak devam ettiğine dikkat çekti.

Her şeye rağmen umutlarını ve yaşama tutunma dirençlerini yitirmeyen bu dostlarımız, midyelerin deniz altında birbirine tutundukları gibi bizimde emekçiler olarak birbirimize tutunmamız gerektiğini; bizimle buluşmuş olmanın ve yalnız olmadıklarını görmenin mutluluğu eşliğinde gözlerindeki umut ışığında fazlasıyla gördük. Midyenin insanlar tarafından kabuklarından çıkarıldığını ama insanların etraflarına örülmeye çalışılan Karakabukları yaracak ve oradan çıkacak güçten ve birlikten yoksun olduklarını biliyorlardı. Ve bu kabukları kıracak, insanları özgürleştirecek olanında emekçiler olarak bir araya gelmekten ve emeğin birliğini yaratmaktan geçtiklerini bir kez daha hatırlatıyorlardı.

Artık yolda yürürken karşılaştığınızda selam vereceğiniz ve birbirinize hal hatır soracağınız emekçi dostlarınız var artık, yapmanız gereken kendi yüzünüze bakmanızdır; orada emeği ve emeğin birliğini göreceksiniz.

Ve yürümeye devam ettikçe çoğaldığını göreceksiniz, çünkü yaşamı var eden ve yeniden üreten emektir, ellerdir. Haydi, el ele…

Mardin Eğitim-Sen İşçi Filmleri Günleri

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2010

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım