SÜRYANİ TARİHİ
Süryaniler Kimdir?

Eski Tarih

Süryani Tarihinde Bölünmeler

Kilisede Tek Başına

Renkler Sırayla Solarken

Serçe Kanadında Yaşayan Bir Halk: Süryaniler

Süryaniler Azınlık Oldu da Sonra Ne Oldu?

Dilsiz Süryani Nasra Şammashindi

Ermeni ve Süryanilerin Birlikte Yaşadığı Bir Köy

Yok Edilen Uygarlığın Kültür Envanteri

Gavur Değiliz ki Biz, İnanıyoruz

Sürgünün Ne Olduğunu Ortadoğu'da Gördüm

İsmini Saklayamazsın ki...

hepsi

 
 
Müjgan Halis / BİZE REVA GÖRÜLENLER AYIP
Yargıtay Mor Gabriel Manastırı'na iki yıl önce açılan ve yerel mahkemenin manastır lehine aldığı kararı bozdu. Süryaniler Hazine'ye devredilecek topraklarını savunmak için davayı AİHM'e götürme kararlılığında

Midyat'ın yanı başında 1600 yıllık bir masalın mekânı, Mor Gabriel Manastırı. Süryanilerin Deyrul Umur da dediği manastır, 397 yılından beri Süryani yurdu Turabdin topraklarının en önemli merkezlerinden biri. 2008 yılının aralık ayında fotoğrafçı arkadaşım Erkan Sevenler'le köylülerin manastıra karşı açtığı arazi davasına dikkat çekmek amacıyla manastırın Metropoliti Timotheos Samuel Aktaş'ı ziyaret etmiş ve neler olup bittiğini aktarmıştık. Bu arada gözümüz-kulağımız davadaki gelişmelerdeydi.

Ayrıntılara geçmeden önce bilmeyenlere bu 'tuhaf' hikâyeyi anımsatalım: Her şey 2008'de Midyat'ın köylerine kadastronun gelmesiyle başladı. Manastırın sınırları içinde olduğu Güngören köyünün yanı sıra, çevre bütün köyler de tapusuzdu. Sınır tespitleri yapılırken manastıra komşu olan Yayvantepe ve Eğlence köyleri manastır topraklarının bir kısmının kendilerine ait olduğunu iddia etti. Manastır yetkilileri kendilerini bir anda topraklarını savunmak için mahkeme koridorlarında buldu. Köylülerin tanık olmasıyla sınırlarını genişletmek isteyen köylüler bir kısım manastır toprağını elde etti ve bu topraklar davalı köylerin sınırlarına dahil edildi.

Ardından manastır avukatları Midyat'taki Asliye Hukuk Mahkemesi'nde idari sınırların tespiti istemiyle yeni bir dava açtı. Ancak köylüler boş durmuyordu. Öyle ki kilisenin olduğu alan üzerinde bile hak iddia etmeye kadar vardırdılar taleplerini. Manastırın Orman Kanunu'nu ve içindeki öğrencilerin varlığı nedeniyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu ihlal ettiğini öne sürerek yeni davalar açtılar. Ancak iki yıl boyunca haklarında açılan üç davayla gündeme oturan Mor Gabriel Manastırı, Osmanlı döneminden beri vakıf statüsünde. 1936'da verilen beyanname ile Türkiye Cumhuriyeti de manastırın vakıf malı olduğunu kabul etmiş durumda. 2009 yılının mayıs ayında açılan bütün davalar Mor Gabriel Manastırı lehine sonuçlandı. Manastır yetkilileri tam rahat bir nefes aldıklarını düşünürken, karşı tarafın kararı temyiz etmesiyle ağızları yüreklerinde bir yıl yaşadılar.

Ve geçtiğimiz ağustos ayında Yargıtay yerel mahkemenin aldığı kararı bozarak, sınır tespit davasında köylüler lehine karar verdi. Böylece Süryaniler asırlardır kendilerine ait toprakları Hazine'ye terk etmekle yüz yüze kaldı. Tek bir yolları kalmıştı: İdare Mahkemesi'ne dava açmak, o da olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmak. Dava başlarken yaptığımız gibi, sürecin sonunu yerinde görmek için Midyat'a gittik ve Mor Gabriel Manastırı Metropoliti Timotheos Samuel Aktaş ve Süryani Turabdin Mor Gabriel Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Kuryakos Ergun'la iki yıl önce başlattığımız sohbeti sürdürmek istedik. Türkiye'nin ve dünyanın birçok yerinden turistlerin ziyaretine ücretsiz olarak açık tutulan manastır gittiğimiz gün de yine yerli ve yabancı turistlerle dolup taşıyordu. Turistik heyetlerle uzun uzun sohbetler eden Metropolit Aktaş sıra bize geldiğinde, öfkesini gizlemekte epey güçlük çekiyordu. Maruz kaldıklarının 'büyük bir haksızlık' olduğunu söyleyerek başladı söze. Aktaş manastır olarak iki yıldır yaşadıkları sürecin nedeninin adaletsizlik olduğunu söyledi ve "Adaletin olmadığı yerde her şey olur," diye sürdürdü sözlerini.

ŞİMDİYE KADAR HEP SUSTUK
Yaşadıkları sorunları Midyat Kaymakamı'ndan cumhurbaşkanına kadar herkesin bildiğini, davalarla adeta taciz edildiklerini söyleyen Metropolit Aktaş, 21 yıldır Mor Gabriel Manastırı'nda görevli olduğunu, iki yıl öncesine kadar çevre halkla çok iyi ilişkilere sahip olduklarını, hatta manastır olarak çevre köylerdeki camii yapımlarına bile yardım ettiklerini anımsattı: "Karşılaştığımız haksızlıklar karşısında hep sustum, ama artık susmayacağım, Avrupa'da her şeyi anlatacağım. Bize yapılan ayıptır ve yapanların bundan utanması gerekir. Bakın, bizim manastırımıza gelen yol bile yapılmıyor, o zaman bizim de bu manastırı kapatmaktan ve turist kabul etmemekten başka çaremiz kalmayacak bu gidişle. Bu manastır sadece bizim değil, Türkiye'nin değeridir. Bu değere değer katacaklarına utanmazca topraklarımızı elimizden almaya çalışıyorlar. Bize görülen bu durum düpedüz vicdansızlıktır. Hani adalet, hani hoşgörü, hani demokrasi? Anlayamadığımız büyük bir oyunun içindeyiz, ama topraklarımızdan vazgeçmeyeceğiz."

Kaynak ve Fotoğraf: Sabah Gazetesi,Müjgan Halis; Güncelleme Tarihi: 9 Ekim 2010

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım