SÜRYANİ TARİHİ
Süryaniler Kimdir?

Eski Tarih

Süryani Tarihinde Bölünmeler

Kilisede Tek Başına

Renkler Sırayla Solarken

Serçe Kanadında Yaşayan Bir Halk: Süryaniler

Süryaniler Azınlık Oldu da Sonra Ne Oldu?

Dilsiz Süryani Nasra Şammashindi

Ermeni ve Süryanilerin Birlikte Yaşadığı Bir Köy

Yok Edilen Uygarlığın Kültür Envanteri

Gavur Değiliz ki Biz, İnanıyoruz

Sürgünün Ne Olduğunu Ortadoğu'da Gördüm

İsmini Saklayamazsın ki...

hepsi

 
 
/ TÜRKİYE KENDİ TARİHİNDEN KORKMAMALI

-Geçtiğimiz günlerde, Türkiye'de ilk defa düzenlenen bir akademik toplantıya katıldınız. Ve uzunca bir zamandan beri ilk defa Türkiye'desiniz. İzlenimlerinizi aktarabilir misiniz?

Feyyaz Kerimo Sempozyum'da Konuşma Yaparken Uzun bir zaman oldu Türkiye'ye gelemiyeli. İnsanın doğduğu, büyüdüğü ve acı olduğu kadar çok güzel hatıralarla da dolu yaşamını geçirdiği ülkesine gelememesi adeta bir ağır işkence. Duygularınız, hatıralarınız sizi sürekli o günlere götürüyor. Beyninizin bir tarafında bu hatırlatma serüveni devamlı sizin yaşamınızın bir parçası oluveriyor. Geçmişinizden sanki bir şeyler hep eksik. Ve o bağlantı kayışı bir türlü kurulamıyor. Bu çelişkiyi beyninizde ve kalbinizde devamlı taşıyorsunuz. Bu yüzden göçmenlik, zor zanaat!

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, ilk defa Süryani halkının 'özne' olduğu, yani kendisinin bir taraf olarak muhatap alındığı, sorununun tartışıldığı, geçmiş ve bugününün kısmi de olsa gün yüzüne çıkarılmaya çalışıldığı bir konferans gerçekleşti. Bu pencereden bakıldığında oldukça olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum.

Bu, Türkiye'de bir şeyleri gizlemenin artık mümkün olmadığını, Anadolu ve Bethnahrin (Süryanicede Mezopotamya) coğrafyasında yaşayanların kendi varlıklarıyla ortaya çıkmasının engellenemeyeceğini ortaya koyuyor. Üstelik, böyle bir konferansın akademi dünyasında yapılıyor olması çok sevindiricidir. Bu nedenle Süryanilerin, buranın yerli halklarından biri olarak bilim camiasında araştırılmaya, incelenmeye vesile olmasını umut ediyorum.

Ne gibi tepkiler aldınız?

Türkiye toplumunda Süryani halkı, Osmanlı'nın Millet Sistemi'nden kaynaklanan ve günümüze dek gelen yanlış ve eksik bir tanımlama ile karşılaşıyor. Bizler ya sadece 'hristiyan' olarak biliniyoruz veya hiç tanınmıyoruz, bilinmiyoruz. Hatta bazen Ermeni halkıyla karıştırılıyoruz. Sempozyumda, İttihat ve Terakki geleneğinin Türkiye Cumhuriyeti devlet geleneğinde içselleştirildiğini, 1915 öncesi, sırası ve sonrasında Süryanilerin varolma - yokolma ikilemiyle karşı karşıya bırakıldığını açıkladım.

Lozan Antlaşmasının aslında Süryanileri de içerdiğini, Lozan'da herhangi bir azınlık adı kullanılmamasına rağmen bizlerin Türkiye Cumhuriyeti tarafından 'yok' sayıldığını belirttim. Bu yüzden de, bu topraklarda varlığı topyekün inkar edilen ancak Cumhuriyet tarihi boyunca 'gayri - müslim'lere karşı çıkarılan açık-gizli tüm kanun, genelge veya kararnamelerin kapsamı içine dahil edilen yine bizler olduğumuzu söyledim.

Yani, genel olarak Cumhuriyet tarihinin bir halk olarak Süryani halkına getirmiş olduğu haksızlıkları ve adaletsizlikleri açıkça ve gerçeklere dayanarak, anayasa ve yasalardan ve ayrıca yaşanmışlıklardan örnekler vererek anlatmaya çalıştım.

Bir iki soru da, Süryanilerin islamiyete zorlandığını, Cumhuriyet tarihinde ırkçı Türk milliyetçiliği ile İslamiyetten bir hamur oluşturularak bu hamurla kuşaklar yetiştirildiğini açıklamam üzerine geldi. Ancak genel anlamda tepkilerin rahatsız edici olmadığını belirtmek isterim.

Sizin de bir göç öykünüz var. Elazığ'dan İsveçlere uzanan. Türkiye açısından da hayli karanlık günlerdi ve son göç edenler de aileniz oldu. Elazığ'da o günlerde yaşadıklarınızı biraz anlatır mısınız?

Benim babam ve annem Midyat'lıdır. Midyat'ta herkese yetecek düzeyde tarım üretimi yoktu. Zaten devlet de oraya hiç bir hizmet götürmedi. Babam Midyat'tan ilk önce Adana'ya gider ve orada ekmek parasını kazanmaya çalışır. Kesekağıdı torbasının imalatçılığı konusunda ustalaşır. Ben bu arada Adana'da doğmuşum ve 4 aylıkken oradan da Elazığ'a taşınmışız. Adana'yı hiç görmedim ama kendimi Elazığ'lı görüyor ve hissediyorum.

Elazığ'da Süryaniler ilk başlarda çok güzel bir yaşam sürdüler. Elazığ bir kültür yuvasıydı. Ermenilerle beraber bizim kiliseyi ortak kullanırdık. 60 ve 70'li yılların ortalarına dek birlik, dayanışma, paylaşma ve dostluk en son noktasına kadar yaşanıyordu. Bu sadece bizim aramızda değil aynı zamanda yörenin müslüman ahalisiyle de aynı beraberliğin yaşandığı bir dönemdi.

Çocukluk dönemimizde okul sonrası kilise bahçesinde bütün Süryani çocuklar buluşur, voleybol, futbol, yakartop vb. oyunlar oynardık. Hafta sonları da pazar günleri ailelerimizle beraber kilise sonrası hem büyükler hem de çocuklar bahçede toplanır, çeşitli oyunlar oynar, sohbetler yapar, şakalaşır, gırgır şamata yapardık. Bayramlarda hepimiz en temiz elbiselerimizi giyer, kiliseye gider, bayram ilahileriyle coşardık. Kilise bizim için dini bir merkez değil, ondan daha da önemlisi sosyal bir buluşma noktasıydı. Orada buluşur, kucaklaşır ve beraber eğlenirdik. Oradan eve geldiğimizde, Müslüman komşularımız bizim bayramımıza gelir ve beraber paskalya yumurtası kırardık. Sonra da bayram gezilerimize başlar, tek tek bütün akraba ve dostlarımızın bayramına giderdik ve ardından da onlar bize gelirlerdi.

İslami bayram günlerinde biz de Müslüman komşularımızın bayramına gider, bayramlarını kutlardık. Onlar kurbanın en güzel kısmını bize getirir ve bize ne kadar değer verdiklerini gösterirlerdi. Bu dostluk, görmeye değerdi. Bazen bütün Elazığ Süryanileri ve Ermenileri (o dönemde fazla Ermeni kalmamıştı) beraber geziler tertipler, Elazığ köylerine, Tunceli'ye, Diyarbakır'a geziler yapardık. Panayır havası eserdi. Herkes evinde kendi yaptığı yemeği getirir ve sofraya koyar hep beraber yemek yenirdi.

Meryem Ana gününde, yani her sene Ağustos'un 15'inde Harput Kalesindeki Harput Meryem Ana Kilisesine girderdik. Harput'a bütün Elazığ Süryanileri yaya olarak çıkardık. O başlı başına bir heyecan, bir tutkuydu bizim için. Kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıydı. İşte, bütün bunlar 1974 Kıbrıs harbi ile beraber değişmeye başladı. Türkiye Cumhuriyeti devleti, radyosu, tv'si ve basınıyla hep bir ağızdan 'kahpe Yunan'a Türkün Gücünü Göstereceğiz', 'Bir Türk dünyaya bedeldir', 'Gavura haddini bildireceğiz' vb tarzındaki ırkçı-islamcı bir ideolojik bombardımana başladı. Elazığ'da bütün Süryanileri korku saldı.

Süryanilere saldırıldı. Gençler dövüldü. Bizler, ansızın köşe başında türeyen bir takım insanların vahşice saldırıları sonucu birden fazla dayak yedik. Sabah kapıyı açıp okula gitmek istediğimde, birbirimizin bayramını kutladığımız o komşularımız evdeki bütün pis çöplerini bizim kapının önüne dökmüşlerdi. Çöp yığını o kadar yüksekti ki, kapıyı açamadım. Dayım o dönemde askerdeydi. Annem kardeşi için ağlamaktan geceleri hiç uyumuyordu. Ben, onun o gözyaşları içindeki halini hiçbir zaman unutamıyorum. Çünkü Kıbrıs savaşında cephede, en öne gayri-müslimlerin yerleştirildiğini biliyorduk.

Ayrıca 1975 sonrasında Sol Hareket ülke çapında kitleselleşiyordu. Bu bizlere yeniden dostluğu, kardeşliği, paylaşmayı anlatıyordu. Ancak 1977'de milliyetçi MHP adayı Behçet Susmaz belediye başkanlığını kazanınca, Elazığ'ın çehresi değişti. Camilerden, 'Aleviler suya zehir koydular', 'Solcular şurayı bombaladılar' türünden yalan propagandalarla sağ - sol çatısması körüklendi. Maraş tarzında Alevi/Süryani katliam provası yapıldı. İki Süryani evi bombalandı. Alevi, Süryani gençleri yeniden sokak ortalarında dövüldüler. Süryani ve Alevi küçük esnafın dükkanları haksızca kapatıldı. Babamın da dükkanı bu süreçte kapatıldı.

-İsveç'te 30 yıldır bir Süryani toplumu var. Asimile olacak yerde, bir anlamda Süryani kültürü yeniden doğdu. Ama aynı zamanda İsvec toplumunun da bir parçasısınız. Milletvekilleriniz, bakanınız, birinci ligde oynayan Assyriska gibi bir takımınız var. Demek ki, bazi kimlik haklarına sahip olmak, kültürüne sahip çıkmak, çoğunluk toplumu ile bağları koparmıyor, güçlendiriyor. Günün birinde bunun Türkiye'de de olacağını düşünüyor musunuz?

Feyyaz Kerimo Süryani Derneğinde Süryaniler İsveç'e ilk geldiklerinde burayı kendi 'vatanları' saydılar. Çünkü burası ne de olsa 'hristiyan' bir ülkeydi. Sosyolojinin kuralları burada da işledi. Siz kimsiniz diye sorulduğunda 'biz hristiyanız' dediler fakat İsveçliler etnik kimliği soruyorlardı. Bu yüzden bir tarih ve kimlik arayışı başladı.

Kimlik arayışı aynı zamanda İsveççeyi iyi öğrenmeyi, yeni toplumu ve kültürü iyi tanımayı gerektiriyordu. Yaşadığımız toplumu etkilemek ve onun içinde aktif olabilmek için bu bir gereklilikti. İşte Süryaniler, 30 yıl içinde buradaki demokratik hak ve özgürlüklerden faydalanarak hem kendilerini geliştirdiler hem de yaşadıkları topluma yeni bir renk, yeni bir nefes getirdiler. Onu geliştirmek için çaba sarfettiler ve hala da ediyorlar.

30 yıl içinde Süryaniler, yüze yakın dernek, 3-4 federasyon, birinci ligde oynayan bir futbol takımı, onlarca dergi, gazete, onlarca kilise, televizyon kanalı ve üniversite ve yüksekokulda okuyan binlerce Süryani genci, Uppsala Üniversitesinde okutulan Süryani tarihi ve Süryanice dil eğitimi, İsveç devlet radyosunda haftada 5 gün Süryanice haberler veren yayınlar ortaya çıkardı.

Şu anda İsveç devleti tarafından yapılan istatistiklerde Süryani grubu, İsveç'e en iyi adapte olan kesim olarak açıklandı. Ve bunlar ortaya çıkarken, ne ülke bölündü, parçalandı, ne de okul istediğinden dolayı işkence gören veya hapse atılan Süryani oldu. Aksine herşey en demokratik ortamda ve hoşgörü çerçevesinde gelişti.

Geçtiğimiz günlerde engellenen bir Ermeni konferansı oldu. Bununla ilgili tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herşeyden önce bundan yasakçı zihniyetlerin, ırkçı yapıların kendilerini bir kez daha ortaya koyduklarını gözlemliyorum.Türkiye'nin kendi tarihinden utandığını ve bunu konuşmaktan korktuğunu anlıyorum.

Dolayısıyla Avrupa'nın, Batı'nın bunu anlaması kesinlikle mümkün değil. Hem demokrasiden dem vuracaksın hem de bir ülkenin adalet bakanı, bir bilim yuvasında yapılacak bir sempozyumu açıktan tehdit savurarak, hedef göstererek iptal ettirecek. İşin garip tarafı da, bu iptal olayını kendine 'profesör' ya da 'yazar' diyenlerin savunmasıdır. Bence bu daha da vahimdir.

Bu coğrafyaya geri dönüş genellikle pek istenmez. Suryanilerin geri dönüşüyle ilgili programı nasıl değerlendiriyorsunuz? Boşaltılan Kürt, Yezidi köylerinde de, korucular ile ilgili sıkıntılar yaşanıyor. Bu geri dönüş korkusunun ardındaki neden ne sizce? Süryani toplumu dönmek mi istiyor, ya da vatanlarını korkusuz ziyaret edebilmek mi?

Şu anda Süryaniler toplu bir geri dönüş içerisinde değiller. Bireyler düzeyinde bir geri dönme gerçekleşmektedir. Mevcut barış ortamının oluşması ve Süryanilerde biriken vatan özlemi oraya geri dönme hevesini kamçılayan faktörlerdir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin Süryanilerle ilgili genelge çıkarması bu olayı etkileyen bir başka özel neden oldu.

Ancak vatanına geri dönen Süryaniler, bölgedeki kürt ağaları ve devletin oralardaki kolluk kuvvetleri görevi yapan 'köy korucuları'nın gazabına uğramaktadırlar. Daha dün Bote köyünde Süryanilerin mal ve mülklerine el konulmakta, Evardo köyünde Süryani ev ve toprakları işgal edilerek yeni evler yapılmaktadır. Süryani sempozyumundan sonra Evardo köyüne giden konferansçılar - ki, bunların arasında İsveç İstanbul Başkonsolosu da vardı - köy girişinde ağanın adamları ve korucular tarafından tehdit edildiler. '1915 te hepinizin kökünü kurutmadığımıza pişman olduk' dediler.

Dolayısyla geri dönmek, kolay bir şey değil. Bu bağlamda, kitlesel bir geri dönüşten bahsetmek mümkün değildir. Zaten dönenlerin büyük bir çoğunluğu yaşlılardır. Süryanilerde yüzyılların verdiği bir güvensizlik, dokularına işleyen bir korku ve devletin yaptığı haksızlıklardan dolayı da cesaretlerde bir kırılganlık hakim. Devlet gelin diyor ama, gerekenleri ve üstüne düşenleri yapmıyor. Ortamı hazırlaması, korucuların oradan uzaklaştırılması, ağaların oradaki hakimiyetine son verilmesi, dönen Süryanilerin yaşamlarının güvence altına alınması çok önemlidir. Yok olmaya yüz tutmuş Kelaynak kuşlarının bile korunmaya alındığı bir dünyada, bu toprakların en eski halklarından Süryanilerin de kendi topraklarında barış ve özgür bir şekilde yaşamaları sağlanmalıdır.

Halen yaptığınız bir araştırma varmı? Kısaca bilgilendirir misiniz?

Çeşitli araştırmalarım için son 17 yıldır kaynak topluyorum. Şimdi üstünde çalıştığım bir çalışmam var. Süryanilerin modern çağda aydınlanmasını konu alan ve Süryani aydınlarının uluslaşma sürecindeki çabalarını içeren bir deneme üzerinde yoğunlaştım. Bunu bitirmeden ötekilere geçemiyorum. Bu denemeyi, Türkiye'de basıma hazırlamaya çalışıyorum.

PORTRE

Feyyaz Kerimo, kendisini bildi bileli Elazığ'lıdır. Ortaokul yılları Türkiye'de Sağ - Sol kutuplaşmasına denk gelir. Alevi - Sünni ayrışması da aynı yıllardadır. Daha o dönemde Sol Hareket saflarına katılır. Daha sonraları liseli gençlik hareketi içinde mücadelesini sürdürür.

1981'i 1982'ye bağlayan yılbaşı gecesi politik nedenlerden dolayı ülkeden ayrılmak zorunda kalır. Mülteci olarak ilk önce Viyana, daha sonra da Stockholm'de yaşamını sürdürür. Stockholm'de 1982-1991 arasında, çeşitli yelpazelerden Türkiyeli solcularının yer aldığı Stockholm Türkiyeliler Dayanışma ve Kültür Derneğinde 9 yıl yöneticilik yapar.

Türk, kürt ve Süryani gazete ve dergilerinde yayınlanmış yüzün üzerinde makalesi yayınlandı.

İsveç marksist çevrelerinde Sol faaliyetini devam ettirmektedir. Stockholm Öğretmen Yüksekokulu'nu bitirerek Lise öğretmeni oldu. Yıllardır bir lisede, ekonomi, sosyoloji ve ticaret derslerinde hocalık yapmaktadır. Şu anda İsveç Asur Federasyonu ikinci başkanıdır.


Röportaj: Ragıp Zarakolu
Güncelleme Tarihi: 17 Haziran 2005

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım