SÜRYANİ TARİHİ
Süryaniler Kimdir?

Eski Tarih

Süryani Tarihinde Bölünmeler

Süryani Köylerinin İzinde: Aynvert'e Yolculuk

Londra'dan Mardin'e Uzanan Bir Matbaa Hikayesi

Türkiye'deki Azınlıkların Kültürel Çıkmazı

Kardeşçe, Barış İçinde Yaşamak Mümkün

Türkiye Kendi Tarihinden Korkmamalı

Bir Süryani Ailenin Bitmeyen Acılarının Öyküsü

1915 Süryanilerin Gelecek Umudunu Yok Etti

Memleket Bağrında Yara İzleri

Geniş Avlunun Şiir Olma Hali

Kilisede Tek Başına

hepsi

 
 
Sebahat Sertel / SÜRYANİ KÖYLERİNİN İZİNDE: AYNVERT'E YOLCULUK

Yollar gönüle düşmeye görsün, ayaklar yolunu yordamını bilir. Başka hayatların köküne inmek, ilmek ilmek hikayeleri anlatıcısından dinlemek, çok katmanlı kentlerin, köylerin esrarını çözme merakıyla yollara düşmüşüz.

Sabah erkenden Midyat'tan doğuya doğru yola çıkıyoruz. Kadim bir halkın, Süryanilerin köylerine yolculuğumuz;Aynvert (Gülgöze), Hah (Anıtlı), Mızızex (Doğançay)...

Sarı yaz dediklerinden, ekim ortası; ama güneş, tenimizi yakıp kavuruyor, Turabdin ışığa kesmiş, gözlerimiz kamaşıyor. Dicle, biraz uzağımızda, varlığını biliyoruz. Şairin deyimiyle zamanı ve zemini olmayan bir su suretinde, yılları yüzyıllara katarak akıyor.

Bir de sessizlik, derin bir sessizlik, uzun sürecek bir sonbaharın sessizliği değil; insansızlığın sessizliği belki de, belki sözün sükut oluşundan, belki çaresizlikten. Belki de hayatın tekrarlanan gerçeğidir, bu coğrafyada yaşananlar.

Dicle'nin öte yakasından havan toplarının sesini duyuyoruz. İçimizde kurşuni bir keder...

Anayoldan Aynvert köy yoluna sapıyoruz. Şoför, yol bozuk, diyor, söyleniyor. Hiçbirimiz duymuyoruz. Rehberimiz Hüseyin, bizden heyecanlı. Özenle sarıp sarmaladığı bir fotoğrafın hikayesini anlatıyor. "Anadolu'nun Solan Renkleri Süryaniler" projesi kapsamında 20 yıl önce çektiği fotoğrafı açıp gösteriyor sonra; Yuhanna'ın ve Sonya'nın fotoğrafını. Fotoğrafta iki Süryani genç, çiçek demetleri basılı bir hetmonun önünde, üstlerinde din ve aile büyüklerinin siyah beyaz fotoğraflarıyla yansımışlar. Ta İsveçleri, sergi salonlarını dolaşıp gelen bu naif fotoğraf, hikayeler oluşturuyor aklımızda. Yolda, dostu Yuhanna''yı arıyor Hüseyin: "Çay koy, geliyoruz." diyor.

20 Yıl Sonraki BuluşmaYuhanna, bizi köyün aşağısında dost sıcaklığıyla karşılıyor, kucaklaşıyorlar Hüseyinle. Köy, bir tepenin yamacına kurulu, Evlerine yürüyerek çıkmak istiyoruz. Üst üste kurulmuş bir köy olduğu söyleniyor. Bir patikadan geçerken bir ev damının üstünde miyim, diye düşünüyorsunuz. Bir zamanlar birlik olmanın güç olduğunu simgeleyen bu köyün sokaklarında şimdi ne bir ses ne bir nefes...

Gümüş rengi zeytin ağaçları sarkıyor avlu duvarlarından. Gözlerinde eski zamanlar donmuş bir kertenkele, masalsı bir çeviklikle kayboluveriyor önümüzden. Süryani taş ustalarının hayat verdikleri taşlarla örülü evlerin kapıları kilitli, pencereleri demirli.

Şimdilerde, dinlerin ve dillerin şehrinde, kiliselere ait arazilerin, bağların bahçelerin, kutsal mezarlıkların hazineye devri söyleniyor. Anılarını bırakıp gittikleri evlerine göz dikilmesi yüreklerine taş oturtuyor Süryanilerin. Oysa bilincimize işlemiştir, ağlayanın malı gülene hayretmez, o terki diyar edilmiş evlerde uyunamaz, olmayan yılanlar, çiyanlar dolaşır durur bedenimizde.

Yuhanna'nın ailesi avlunun önünde karşılıyor bizi, ince uzun bir selvi misali eşi Sonya, kızkardeşi Barbara, çocukları Hanna, Nahir, Yeşo ve Asuri bir yansımayla annesi Hanıme. Telaşsız bir güneş gülümseyen yüzlerinde duruyor. Üst katta İşo Amcayı ziyaret ediyoruz, 90 lı yılların silinmez izleri akciğerlerini tüketmiş, oksijen çadırına bağlı öylece yatıyor. Yarım daire demir parmaklıklı geniş odaya yoğun güneş ışığı giriyor. Zaman çarmıha gerili gibi. Seni buraya bağlayan ne diye soruveriyorum Yuhanna'ya, o hiç duraksamadan babasını işaret ediyor: "Beni buraya bağlayan O'dur" diyor. Gitmenin de kalmanın da ne denli çaresizlik olduğunu hissediyoruz.

Sonra Hüseyin, 20 yıl önceki bir emaneti Sonya ve Yuhanna'ya armağan ediyor. 20 yıl önceki ve 20 yıl sonraki hallerini fotoğraflıyoruz, bu genç insanların. Yine öyle sessiz ve vakur bir mahcubiyet içindeler. Avlu kapısında çay içiyoruz, bir tepside şıralı mezone üzümü, pestil ve çay geliyor. Büyükler oruç, ikramımızdan almıyorlar. Günlerce, gecelerce dinlemek istiyoruz onları. Muhabbetin demine varamıyoruz.

Ayrılık vakti geldi, gözlerimiz çocuklarda, gitmek zor. Kalbimizde bir sızı, elimizde Hanıme'nin pestilleri, içimize dönüyoruz yolda. Arkamızda Mor Had-Bşabo Kilisesi dimdik ayakta, Süryanilerin solan bir renk değil de coğrafyanın gerçeği olduğunu kim değiştirebilir ki.

Masmavi gökyüzünde bir şahin, geniş kanatlarını açmış süzülüyor, sessizce süzülüyor.


Yazar ve Fotoğraflar: Sebahat Sertel  Güncelleme Tarihi: 22  Kasım 2019

 
   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım