mara

             
 
MAKALE HAVUZU
Makale Arşivi
Turabdin'deki Süryanilerin Taşınmaz Sorunu

Kültür, Sanat ve İletişim Üzerine Bir Örnek

Kidnapped Archbishops İn Syria

Mor Gabriel Manastırı Kuşatma Altında

Dikenli Teller Arasında

Mardin'de Mülkiyet Değişimi

Medyada Temsil ve Hayali Bir Azınlık: Süryaniler

Cumhuriyet Dönemi İdil Süryanileri

İran Asuri-Keldanilerine Genel Bakış

Süryani Kaynaklarında İdil (Betzabday-Hazak)

Süryani Halk Oyunları

Elazığ Süryanileri Düğün Geleneği

Mardin ve Çevresinde Süryaniler

Diasporada Süryani Kilisesi

Süryani Kilise Tarihinde Silvan

geri | | ileri
 
 
Mehmet Şimşek / SÜRYANİ KAYNAKLARINDA İDİL (BETZABDAY-HAZAK)
Üzerinde bulunduğumuz topraklar uygarlık tarihi yazıcılarının kâğıt, mürekkep, alın teri ve kan izleriyle doludur. Bu uygarlıkları oluşturanlar bedel karşılığında sahip oldukları kimliklerini yerleşim mekânlarına nakşetmişlerdir.

Şırnak ve idil’in de içinde bulunduğu kültür coğrafyasında yapılan yeni çalışmalar, sağlam dayanaklara sahip geçmişinin irdelenmesiyle, tarihin yeniden yazılmasına neden olabilecek gerçekliklerle karşılaşmamız mümkündür.

Bildirimizin konusu olan İdil (Betzabday&Hazak) yerleşmesinin, dinlerin ve dillerin, ırkların ve milletlerin birbiri ardı sıra konup göçtükleri veya gelişerek küçüldükleri daimi yerleşim yeri olması nedeni başta olmak üzere, yer aldığı kültür havzası nedeniyle de hak ettiği ilgiyi bugüne kadar göremediği iddiasında bulunmak, sanırım doğru bir yakınma olur. İnsanlık tarihinde silinmez izler bırakan inançlardan biri olan Hıristiyanlığın ilklerinin yaşandığına dair derinlikli tarihsel gerçeklikler ortaya çıktıkça, bu haksızlık daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Bu tarihsel derinlikleri sadece kent merkezlerinde değil, kırsaldan ücra noktalara kadar ulaşabilen tarihsel kalıntılar bu iddianın en önemli belirteçleridir.

Qardu (Kardu) bölgesi,[1] binlerce yıl akıp gelen süreçte halklar, hükümdarlar ve inançlar birbirleriyle karşılaşmış, birbirlerini etkilemiş, savaşmış ve birbirlerinin yerin almışlardır. Asurlular, Persler, Yunanlılar, Romalılar, Araplar Kürtler ve Türkler bölgenin tarihinde önemli roller oynamışlardır.[2] Yukarı Mezopotamya’daki Midyat, İdil, Beşiri, Botan yerleşmelerini içine alan Turabdin[3] yöresi Aramca konuşan toplulukların mekânı olagelmiştir. İlkçağlara ait kimi bölge ve yer adlarının Asur-Arami kökenli olması Asurluların bölgede önemli izler bıraktıklarının göstergesidir. Asurlu Ardaşir’in “Asur ve Keldo Tarihi” esrinin Nesturi Keldanilerinin kilise coğrafyası bölümünde önemli merkezlerden biri olarak Betzabday’ın adı geçmektedir.[4]

Bu yerleşim biriminin modern zamanlarda bilinen en eski ismi Beth-Zabday’dır (Kısaca Ba-Zebde). Muhtemelen Semitik “zebda” (tereyağı) kelimesinden türemiştir ve “tereyağı diyarı” anlamına gelmektedir. İngiliz arkeolog H. A. Layard, İdil’in doğusunda, eşsiz pürüzsüzlükteki parlayan yüzeyleriyle “tereyağı kayaları” olarak anılan kayalar gördüğünü belirtmiştir. Buranın kadim sahiplerinin her baharda tanrıya armağan olarak buraya yağ bıraktıkları söylenir. “Tereyağı diyarı” adı, belki de İncil’deki “süt ve bal ırmaklarının aktığı ülke” ifadesinden türetilmiştir. Azak/Hazak isimlendirmesinin, İÖ 900-800 yıllarından kalma Asur kaynaklarında anılan Asihu’dan geldiği ve dahası Azah’ın gerçekte bu ikincisinden türediği de gözden uzak tutulamaz.[5]

Bu bölgede Beth kelimesini temsil eden B harfiyle başlayan çok sayıda yerleşim yeri vardır. Örneğin Ba-Dıbbe (Kurt ini/yurdu). Keza Beth-‘Arbaye (kısaltılmış: Ba’Erbaye-Arapların ülkesi). Kelimenin bu kısaltılmış versiyonunun bazı yansımaları ve gelişimi çağdaş Aramca diyalektlerinde, örneğin bir Turabdin diyalektindeki “mbale l-be Şawme” –onu Şawme’nin evine götür; “azze l-be Hado” – O, Hado’nun evine gitti cümlelerinde izlenebilir. Her iki örnekte de /be/ ev, yer anlamındadır. [6]

Yunanlı Ptolemaios ve Romalı Ammianus Marcellinus gibi kadim tarihçiler Betzabday’dan bir kale olarak bahsederler. Doğu sınırlarında iki büyük devletin (Roma-Pers) birkaç on yıl barış içinde beraberce yaşamaları hemen hemen istisnai bir hal sayılabilir.  Betzabday 360’ta (Pers kralı) II. Şapur (309-379) tarafından ele geçirildi. Romalılar 363’te Dicle ötesi arazilerini yani 15 kalesiyle birlikte Arzenene, Moxoene, Zabdiane, Rehimene ve Karduene’yi kaybetmiştir.[7] Roma İmparatorluğu ile Pers İmparatorluğu arasında süre gelen sınır gelgitlerinin esas nedeni olarak Roma İmparatorluğunun Fırat’ın ötesine uzanması olarak ifade edilir tarihçilerce. 360 yılında Sasaniler Roma şehirlerini kuşatmakla beraber Dicle nehri sınırı sabit kalmışsa da sadece Betzabday İran’a bırakılmıştır.[8]

Betzabday ve çevresi Hıristiyanlık öncesinde, tabiat güçlerine inanılan putperest bir inanç hâkimdir. Betzabday, Finik ve Esfes gibi önemli yerleşimlerde tabiat güçlerini temsil eden taştan yapılma putlara tapınma oldukça yaygın bir inanış biçimidir.[9]

Geleneğe göre, Hıristiyanlık, Betzabday bölgesine Havari Toma’nın ikizi olan Aziz Adday (Taddeus)’ın öğrencisi Aggay ve Mara tarafından getirilmiştir. Mşiha Zha, “Erbil Vakayinamesi”nde (yaklaşık İS. 4. yüzyıl) Betzabday’ın ilk piskoposu olarak İS. 120’de yaşayan Mazra’yı anmaktadır. Erbil’in başkentini oluşturduğu Asurların Adiyabenos (Hadyab) eyaletinin[10]  kronolojik olarak ikinci piskoposu olan Şamşun (Samsun), Mazra tarafından kutsanmıştır. Pers ve Arap ülkelerindeki manastırların Asur kurucularının ve pederlerinin kısa bir tarihi olan “Erdemlikler Kitabı”nda (9. yüzyıl ortaları) Yesu’ Dnah da Betzabday’dan bahseder.[11]

Betzabday, Arap kaynaklarında 7. yüzyıldan sonra görülür. İS. 640’ta Halife Ömer devrinde İyaz Bin Ganam kumandasındaki Arap birlikleri Betzabday’ya ulaştı ve orayı savaşmaksızın aldılar.[12] Yakut el-Hamevi, orayı Betzabday adı altında, Dicle’nin batı yakasında, Cizre’nin karşı tarafında yer alan bir köy olarak tasvir etmektedir. [13]

Betzabday’ın isimlendirmesinin kökenine ilişkin ikinci bir yoruma göre; Şam havalisinde kurulmuş bulunan Tıdmur’a [14] yabancılar tarafından Palmira adı verilir. Tıdmur kralı II. Adimet’in Betzebey adlı karısı vardı. Kral ölünce Betzabey krallığın yönetimini eline alarak cesurca ülkeyi yönetmeye başladı. Asıl adı Betzebey’den gelme olup, Zabuniye-Zaynubiye ve Zeyneb gibi ismler bilinir ki, Zeyno Süryanicede (silah) anlamında kullanılır.[15]

Doğubilimciler ve tarihçiler Diyarbakır (Omid) Erzen, İdil (Betzabday) gibi Mezopotamya’ya Hıristiyanlığı, İsa’nın havarilerinden Toma, yetmişlerden Adday ve öğrencisi Aggay ve Mara’nın getirdiği konusunda hemfikirdirler. Bu rivayetlerin esas kaynağı Kayserili Eusebius’un “Kilise Tarihi” adlı eserine dayandırılmaktadır. Tarihi kayıtlar Süryanilerin İsa Mesih’in dünyadan ayrılışından hemen sonra Urfa’da Hıristiyanlıkla tanıştıklarını kaydederler. Misyon göreviyle Urfa’ya gönderilen Havari Toma’nın kardeşi ve yetmişlerden olan Adday Filistinli bir Yahudi olan Tobiyas’ın evinde kalır. Aggay, Abdşlomo ve Barsamyo ile birlikte Adday’ın öğrencisi olup kutsal metin incelemesi yapmışlardır.[16]

Adday Urfa’daki faaliyetlerinden sonra talebeleri Aggay ve Mara’yı yanına alarak Dicle Nehrini takiben Mezopotamya içlerine doğru ilerler. Süryani kaynakları Adday’ın Amid, Nusaybin, Betzabday, Hadyab, Begermay, Keşker, Ahvaz civarını dolaştığını, buralardaki Yahudi kolonilerine Hıristiyanlığı vaaz ettiğini kaydederler.[17] 100’lü yıllarda Hıristiyanlığın Dicle’nin karşı yakasında ilerlediğini ve o tarihlerde Adday’ın Hıristiyanlığın ilk misyoneri olarak Dicle’nin doğusundaki dağlık köylerinde görüldüğünü tarih kaydetmiştir.[18] Dicle’nin öte yakasındaki Hıristiyanlık bugüne kadar bilinen veya tahmin edilenin tersine çok daha eskidir ve bu Hıristiyanlığın başlangıcı yaklaşık olarak İS. 99-100 yıllarına kadar geriye gitmektedir.[19]

Hıristiyanlık Antakya’dan, belki Urfa üzerinden bu yöreye gelmesinin, yörenin önemli kervan yolları üzerinde bulunmasıyla açıklanabilir. Urfa’dan kuzeye Amid’e ve oradan da Dicle boyunca izlenen vadiler üzerinden buralara ulaşmış olduğu tahmin edilmektedir. Tarihi kaynaklar ışığında Betzabdaylı bir piskoposun Erbil’deki Hıristiyanların liderini takdis ediyor olması, Hıristiyanlığın Erbil’den önce buralarda tesis edildiğini kabul etmeliyiz.[20]

Dördüncü yüzyılda yaşamış olan ve Erbil Vakayinamesinin yazarı Tarihçi Mışiho Zha, 3. asrın ilk çeyreğinde doğudaki piskoposlukların sayısının yirmiye çıktığını ve bunların en meşhurlarının Betzabday, Hilvan, Sincar, Bet Katar… olduğunu belirterek, Erbil Kilisesinin başlangıcından 6. Yüzyıla kadar yöneten ruhanilerin hayat hikayelerini anlatan eserinde, İS. 120 yılında Betzabday (İdil ve çevresi) piskoposu Mazra (Mirza)’dan bahsetmesi ve piskoposluk zincirini doğru bir şekilde ortaya koymasıyla, en erken dönemlerde Turabdin ve Nusaybin’den çok önce, İdil ve çevresinde Hıristiyanlığın yayıldığını ortaya koymaktadır.[21] Tur Abdin yöresinin Hıristiyanlığı kabul etmesi, İdil ve yakın çevresini ifade eden Betzabday’ın Hıristiyanlığı kabul etmesinden yaklaşık olarak iki yüzyıl sonrasına tekabül eder. Ammianus Marcellus, 4. Yüzyılın ortalarından itibaren Dicle bölgesinde yer alan iki kentten Amida ve Betzabday piskoposluklarından söz eder ki, yazılı kaynaklar Turabdin yöresi yerleşmelerini bu tarihten sonra Hıristiyanlığa ait bilgiler vermeye başlar.[22] 

Bölgenin ilk piskoposu Mor Fikido’dur. Adday tarafından kutsanmıştır. Mor Fikido, Adday’ın beş yıl süren (99-104) misyon faaliyetlerinde kendisine eşlik eden kişidir. Fikido 114 yılında vefat edinceye kadar Erbil piskoposluğu görevinde bulunur. Uzun bir süre piskopossuz kalan Erbil kilisesi, Betzabday piskoposu Mirza’nın, Fikido’nun ölümünden altı yıl sonra Erbil’e gelerek, Şemşun’u kutsamıştır. Bundan şu sonuç çıkar ki, Dicle’nin sağ yanında kurulmuş olan İdil çok eski bir zamanda Hıristiyanlaştırılmıştır. Ve Erbil’den (Adiyabenos) önce yani l. Yüzyıl sona ermeden önce piskoposlukla yönetilmekteydi. Büyük olasılıkla, Şamşun’un kutsanmasını anlatan Mşiho Zha, Aday’ın misyon ziyaretleri için çıktığı seferde hangi yolu izlemiş olduğunu da belirtmektedir. Bu durumda Adday, Urfa’dan hareketle Dicle vadisine girerek Diyarbakır, Erzen üzerinden Dicle Nehrinin doğu yakasını takip ederek, Yahudi kolonilerinin yoğun bulunduğu yerleşimleri misyon adına ziyaret etmiştir. Buradan anlaşılacağı üzere Dicle Nehrinin doğu yakasında bulunan Betzabday bölgesi çok erken bir dönemde Hıristiyanlığı kabul etmiştir.[23] 3. yüzyılın sonuna kadar olan dönemde Süryaniler arsında yaygın olarak kullanılan kişi adları çoğunlukla Yahudi ve çok tanrılı dinlerden kalma adlardı. Bu dönemden sonra yeni özel ad kurallarını benimseyen bir tepki doğdu ve çoğunlukla Tanrının adı, İsa’nın adı ve onların en ayırt edici niteliklerinden birinin birleştirilmesinden oluşan karmaşık Süryani adları kullanılmaya başlandı [24] Süryani kaynaklarında İdil ve çevresinde yetişmiş çok sayıda önemli şahsiyetten bahseder. Bunlardan bazıları:

Narsai’nin (399-503) anne ve babası ölünce yarım kalan eğitimine devam edebilmek için amcansın yanına gider. Narsai, Betzabday diyarlarında bulunan Kefar Mari Manastırında yüksek makam sahibi olan amcası Emanuel, Edessa okulunda yetişmiş daha sonra Betzabday’a gelerek bu manastırda bir okul kurmuştu. Narsai üç kez aralıklarla bu okulda eğitim almıştır.[25] Edessa Akademisinin önemli simalarından olan Narsai, Irak’ın Duhok şehrine yakın Ma’alta yakınlarında bir köyde dünyaya gelir. Yedi yaşında Ayn Dulba okuluna gider. Burada dokuz yıl eğitim görür. Narsai öksüz kalınca, Betzabday’da amcası Emmanuel’in yönetiminde bulunan Kefer Mari Manastırında eğitimine devam eder. Narsai’nin amcası Emmanuel, Edessa okulunda yetişmiş ve bölgenin gezici doktoru olarak tanınmış, yaşamının sonlarına Amid kilisesini yönetmiştir. Önemli bir tıp eğitimin verildiği bu manastırda bulunan el yazması eserleri gözden geçirme görevini Narsai yerine getirir. Bir yıl kadar bu manastırda kalan Nasai, tekrar Edesaa’ya döner. On yıllık bir aradan sonra tekrar Kefar Mari’ye gelen Narsai, amcasının ölümünden sonra üçüncü kez Edessa okuluna döner.[26]

Nusaybin Akademisinde Hnono’un öğrencilerinden Büyük Baboy, Betzabday bölgesinde ve Bet Aynoto köyünde 553 yılında doğdu. İdil’in en önemli sakinlerinden olan çok zengin bir aileye mensuptu. Farsça öğrenip, Nusaybin’e gitmiş ve tıp eğitimi almak üzere bir hastanede çalışmıştır. Nusaybin Akademisinde on beş yıl boyunca yatılı öğrenci olarak tıp eğitimi yanında Tanrıbilim eğitimi alarak bu konularda derinleşir. Sonra Kaşkarlı Abrohom’a öğrenci oldu. Daha sonra kendi köyünde büyük bir manastır inşa ederek içinde bir akademi tesis eder. 24 yıl boyunca bu manastırın yöneticiliğini yaptı. Baboy 83 adet eser yazmıştır. 628 yılında öldü. [27]

Mor Evgin (Awgin) Hıristiyanların düşmanı Şapur zamanında öğrencileriyle birlikte Betzabday’da birçok insana Hıristiyan inancını ulaştırır.[28] Manastırlı Yuhanna, Mor Evgin’in öğrencilerinden biridir. Betzabday bölgesine çekilmiş ve bir dağ doruğunda yaşamıştır. Yaşadığı yerden ayrılarak komşu yerleşimleri gezerek halklarını Hıristiyanlaştırmıştır. Daha sonra bir kilise inşa ettirmiştir. Ölümünden sonra Kurho (Qestro) manastırına gömülmüş.[29] Mor Evgin’in diğer öğrencisi Aho, Hazak bölgesine gitmiş, orada birçok insanı Hıristiyanlaştırmış, rahiplerin toplandığı bir manastır inşa ettirmiştir. Ölümünden sonra yaptırdığı manastıra gömülmüştür.[30]

Süryani kaynakları, Betzabday (İdil) da birçok din adamı, yazar, hattat, şair ve kütüphanecinin yetiştiğine tanıklık eder.  Özellikle Basbirin (Haberli) köyünün etrafına serpiştirilmiş 25 kadar kilise, Basbirin’i adeta bir eğitim yuvasına dönüştürür. Çoğu din adamı, eğitmen, tarihçi, el yazmalarını kopyalayan hattatlar ve şair olan sayısız metropolit, rahip ve keşiş, ya bu köyden çıkmış ya da bu köyde yaşamıştır. Paha biçilmez “Hayatın Kitabı” adlı eser burada kaleme alınmıştır. Mor Dodo Kilisesi halen ayaktadır.[31] İdil ve çevresinde yer alan kiliselerden bazıları şunlardır. Mor Melke (Sare), Mor Barsavm Manastırı, Mor Şalito, Mor Dodo, Meryem Ana (Haberli), Mor Zohe, Mor Yuhanna, Mor Yakup (Öğündük), Meryem Ana, Mor Yakup, Mor Eşayo (İdil).[32]

Afrem Barsavm Süryani bilgin ve yazarların yaşam hikâyelerini incelerken bunları üç bölümde ele alır. Nesir eser veren Basbiribli Yeşu ve Adday’ı seçkin yazarlar ve şairler kategorisinde değerlendirir. Mor Yakub’a ait olan Basibrin (Haberli) köyünde bulunan on bir mektubun, otuz büyük sayfaya yazıldığı ve tümünün Londra Müzesinde bulunduğu bilgisini vermektedir.[33] Basbirinde bulunan mektuplardan Aziz Mor Yakub’un Papaz Aday’a yazdığı 3 sayfalık mektup, vaftiz usulünü, evlilik akdinde ruhsal sağdıçlığın derecelerini, rahipler için gece dualarının nasıl yapılacağını açıklayan önemli bir yazınsal belgedir.[34]

Turabdin Metropolitliği görevinde bulunmuş olan Yuhanna (1035) Basbirin köyünde doğmuştur. Kartmin Manastırında eğitimini tamamlamış. 988 de Turabdin metropolitliğine atanmıştır. Süryanicenin neredeyse unutulmuş Esrangelo tipi yazım hattını yeniden hayata geçirmiştir. Bu yazıyı yeğenleri olan Rahip Emanuel Petrus ve Hayo’ya öğretmiştir. Rahip Emanuel Petrus, 70 ciltlik eser meydana getirerek bunları Kartmin Manastırına bağışlamıştır. Tarihçi Abul Faraç bu eserlerin eşi ve benzerinin bulunamayacağı iddiasında bulunur.[35]

Mor Diyonosiyos Tıl-Mahri’ye ait olan Zuknin Manastırı başkanı Yeşu’un tarihinden yaptığı alıntıda  “1331 yılında Kartmin Manastırı piskoposu kütüphaneye girdiğine, kütüphane o sırada büyük insan, rahip, yazar Basbirinli (Sirinoyo-Haberli) Mor Şleymun’un idaresi altındaydı. Piskopos kütüphanedeki kutsal yapıtlar, araç ve gereçler ve kilisenin ayin malzemesi tam ve sapasağlam yerlerinde durmaktaydı.”[36] İfadesini kullanarak kütüphaneyi över. Yine 1480 yılında Basbirinli rahip Gabriyel ve Kfar Slotoylu rahip Muşe’nin eliyle 17 cilt İncil’le birlikte tüm kitaplar yenilenir ve düzenlenir.

Basbirinli Papaz Yeşayo (1425) 15. Yüzyılın ilk çeyreğinde tanınmıştır. Yaşadığı köyü olan Basbirin’i Süryani dilinin merkezi haline getirmiş olan bir okul kurmuştur. Dil ve dini ilimler üzerine eğitim veren bu okul onun gözetiminde faaliyetlerine devam etmiştir. Ailesi bu geleneği korumuştur. Timur’un yapmış olduğu ­­-Turabdin’de yol açtığı felaketleri- anlatan iki kaside kaleme almıştır. Çeşitli konularda Husoyo kaleme almış, dulların evlilikleri için bir düzen oluşturmuştur.[37] Basbirinli Rahip Yeşu (1492) babasından dil ve edebiyat eğitimi almış. Kartminde rahip olmuş, bir süre sütunluların yaşam felsefesini izlemiştir. Turabdin’de birçok papaz ve rahip onun gözetiminde eğitim almış 1492’de ölmüştür. Bazı eserleri; Kırk Husoyo[38], Mor Dodo Bayramı için tamamlanmış ritüel, Surici hece ölçüsüyle yazılmış 53 sayfalık kaside, Efremi ölçüsüyle yazılmış bir başka kaside, Paskalyayı izleyen yirmi dört pazarın ritüeli.[39] 1502 yılında ölen Papaz Adday, Abul Faraç Tarihi’ne küçük bir sonuç kaleme almış, yaşadığı güne kadar ki dönemi içine alan bir kilise tarihi yazmıştır.[40]

Basbirinli Papaz Yuhanna tarafından yazılan 1710 yılına ait “Turabdin’in Yağmalanmasına Olayı” İS. 362 de Betzabday-İdil- esirlerinin şehitliği, yöreye ilişkin olarak Roma ve Pers idarelerinin Hıristiyanlığın gelişimini engellemeye yönelik gerçekleştirdikleri katliamları dile getiren yazınsal metinler arasında yer alır. [41] Menbeçli Filüksinos’un yaşam öyküsü Basbirin köyü Kilisesinde bulunmuştur. Azizlerin yaşam öykülerinin özellikle 10. Yüzyılda parşömen üzerine yazılmış ve Londra, Berlin, Kudüs kütüphanelerinde bulunan yazmaların bir kısmı İdil’den götürüldüğü tespit edilmiştir.[42]

Kurilos Barsavmo (1852)’nun vatanı Cizre köylerinden Azah’tır. Deyrulzafaran Manastırında rahip oldu ve daha sonra aynı manastırda metropolitliğe yükseldi.[43]

Meryem Ana Kilisesi Giriş Kapısından Bir AyrıntıTurabdinli Yuhanna (988-1035) Mor Gabriyel Manastırında bulunan tarihi yazma eserlerin tamir edilerek gözden geçirilmesini ve mevcut manastır kütüphanesinin geliştirilmesini sağlamış önemli hattatlardan birsidir. Yine Basbirinli Filiksinos Kavme (1169) önemli hattatlar arasında yer alır.[44] Hedilli Behnam, İdil ilçesinin Hedil köyünde doğmuş Şarşe Bartilli Habuhni ailesinden Yuhanna’nın oğludur. Kartmin (Mor Gabriyel) manastırında eğitim görmüş rahip olmuştur. 1404 yılında Mafiryan Baseliyos lakabı ile 1412 yılında patriklik makamına ulaşmış ve 1454 yılında ölmüştür. [45]

Sonuç olarak, Şırnak ve çevresi yeniden bilimsel inceleme ve araştırmalara ihtiyaç duyan ender yerleşmelerden biridir. Uzun yıllardan beri oluşturulmuş yanlış doğruların gerçek doğrulara doğru yol alması, çok daha büyük gayretleri gerektirecektir. Bu duruma bir bütün olarak bakmak gerekir. Ülkemizde kamuoyunu neredeyse tek başına oluşturan medya başta olmak üzere, bireylerin ve kurumların ortak amaçlar etrafında bir araya gelerek, farklı gelecek tasavvurlarını ortaklaştıracak çabalar sergilemeleri başarının ön koşuludur. Yukarıda belirttiğimiz gibi hak ettiği oranda gündeme gelemeyen Şırnak ve çevresinin, sivil-resmi, merkezi-yerel güçlerin ortak stratejiler etrafında bir araya gelinerek, hak edilen öneme ulaşılması daha kolay olacaktır. Yapılması gereken doğru bilgilendirme, geçmişi geleceğe doğru aktarmadır. Doğa ve İnanç turizmine ait önemli bir potansiyele sahip Şırnak ve çevresinin, öncelikle bu dokusunun bilinenlerinin korunması ve tanıtılması, bilinmeyenlerine yönelik bilimsel çalışmaların desteklenmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki, şiddet ve terör olayları mekânların önemini ve ona doğru yönelimleri engellemede ortaya konulabilecek tek nedenlerden ancak bir tanesi olabilir. Her türlü şiddet ve terörün yoğun bir şekilde yaşandığı Filistin coğrafyasında yer alan kutsal kent Kudüs’e yönelmiş Hıristiyan, Müslüman dindarlar sayesinde, her yıl bir milyondan fazla inanç turizmi meraklılarını kendisine çekebildiğini unutmamak gerekir..

 

Yazar: Mehmet Şimşek, Güncelleme Tarihi: 2 Haziran 2010

[1] Adday Şer, Siirt Vakayinamesi, çev. Celal Kabadayı, Yaba Yay. İst. 2002, s. 369

[2] Mşiha Zha, Erbil Vakayinamesi, çev. Erol Sever, Yaba Yay. İst. 2002, s. 9

[3] İdil ve çevresinin Turabdin olarak isimlendirilen bölgenin içinde yer alıp almadığı konusunda yapılan tartışmalara ilişkin olarak Patrik 1. Afrem Barsavm yorumu şöyledir; “Kfonoyo (Nurlu) Mor Yuhanun şöyle anlatır.  Persler gelip de Yunanlıları Dara, Nusaybin ve etrafından kovduktan sonra Turabdin Bölgesinde yer alan Hıristiyanlar dağıldılar ve kendilerini Bet-Rumoye diye bilinen yöreye yerleştiren Romalılara katıldılar. Bundan sonra Yunan kralları Pers, Asur, Ninova, Bet Nuhadra (Zaho), Bet Germay (Erbil), Bet Seluk (Kerkük) ve diğer yerlerden intikam almak amacıyla bu bölgeye geldiler. Buralardan çok sayıda Mecusi ve Putperest esirler aldılar ve bunları İzlo Dağlarından Arzun’a kadar Fenek/Finik köyünden Hasankeyf, Savur ve Mardin’e kadar olan alanlara yerleştirdiler. Bu dağlara “Atro d Cabude” (Köleler Dağı) olarak adlandırıldılar.” Türkiye Mezopotamya’sında Tur Abdin Tarihi, Mor İgnatiyos 1. Afrem Barsavm, Süryaniceden Arapçaya çeviren Pavlos Behnam, Arapçadan çeviren Vahap Kelat, Nsibin Yay. 1996, s. 13

[4] Bekir Sami Seçkin, Başlangıçtan Günümüze Siirt Tarihi, İstanbul Siirtliler Derneği Yay. İst. 2003, s.  31

[5] Michael Abdalla, Ph. D. Poznan Üniversitesi, Polonya. The Fate Of Azah: An Assyrian Town İn Tur Abdin, Turkey, Journal of Assyrian Academic Studies, Vol. 22, no 1, 2008, ABD.  “Turabdin’de Bir Asur Köyü, Azah’ın (İdil) Akibeti” ss. 59-76, Çev. İrfan Erol, Redakte  Jan Beth- Şawoce. İsveç Södertorn University College, Tarih/Mezopotamya’nın Çağdaş Tarihi ve Dilleri uzmanı.

[6] Abdala, agm. s. 59, dipnot 3.

[7] Ernst Honigman, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, çev. Fikret Işıltan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay. no. 1528, İst. 1970, ss. 1-3

[8] Turhan Kaçar, Mezopotamya’da Roma Sasani Çatışmaları Nusaybin’in Düşüşü, 1. Uluslar arası Mardin Sempozyumu, ss. 131-133

[9] Lahdo İshak, Bazebday, Abak al Eyman 1, Family Bookshop-Aleppo, 1998, s. 57

[10] Abdalla, agm. Dipnot 8. “P. Kawerau, T. Króll (çev.), The Chronicle of Arbela, Corpus Scriptorum Christaianorum Orientalium (CSCO), vol. 468,  Scrptores Syri, Tomus 200, Lovanii 1985; I. Armala, Tarihk al-Kanisa as-Suryaniyya [Süryani Kilisesinin Tarihi], derl. B. Hindo, Beth-Zabday-Azah, Beyrut 1996, s. 46; J. Daniélu and H. I. Marrou H. I, History of the Church, vol. 1, s. 55, bu piskopostan bahsetmiyor, fakat Erbil’in ilk piskoposu olarak Peqida’nın adını veriyor (105-115). I. Armale’ya göre, piskoposun adı Fqida (Pqida) idi ve onun egemenlik dönemi 104’ten 114’e kadardı. Aziz Adday tarafından 99 yılında vaftiz edildiği söylenmektedir.” Lahdo İshak, s. 57

[11] Abdalla, agm. s. 59

[12] Al-Balazuri, Futūh al-buldān (Ülkelerin Fethi), Dār wa Maktabat al-Hilāl, Beyrut 1983, s. 176

[13] “Yakut Al Hamavi, Mu’ğam al-buldan (Ülkeler Ansiklopedisi), Dar ‘Ihya at-Turath al-‘Arabî, Beirut 1996, vol. 1-2 p. 256. Yazılı kaynaklarda ve günlük konuşma dilinde bu şehrin şu isimleri bulunabilir: Jazirat Qardo, Jazirat Botan (veya Bohtan), Jazirat Ibın ‘Omar (veya Ibın ‘Amar), Al-Jazire, Cizre. Asurlar onu Gziro veya Gozarto olarak adlandırırlar. 19. yüzyılın birinci yarısında arka arkaya görev yapan Azahlı iki piskopos Gziro’da oturuyorlardı. Bunlar Mar Diyoskoros Yeşu’ Abdal-Masih (1827-1832) ve Mor Qurillos Gorgis (1832-1847) idi. Kürtler tarafından 1829’da Asurlara karşı gerçekleştirilen katliamı anlatan ünlü ağıtın yazarı (Sayfoyla ilgili diğer ağıtlarla bir arada yayımlanmıştır, Bar Hebraeus Verlag, Glance/Losser, Holland, 1981). Bu şiirler, Orta Avrupa´da Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi Metropolitliği Merkezi [önceki] piskoposu Yuliyos İsa Çiçek (ölümü 2005) tarafından derlenmiş ve yazılmışlardır. Bu şiirin Mixayel Abdalla tarafından çevrilen bir parçası “The Assyrians in Turabdin: Between the Kurdish Hammer and Turkish Sword’da yayımlanmıştır. Bu piskoposlardan sonra Mor Kurillos Barşom Lahdo  (öl. 1872) geliyor. En son piskopos, 46 yıllığına, Mar Yuliyos Behnam ‘Akrawi’ydi. Irak’ta,  Aqra’da doğdu. Yedi yaşında yetim kalınca Mar Mattay Manastırı´na (Irak) alındı. Zafaran Manastırı’na rahip olarak atandı. 1881’de Cizre ve Azah piskoposu (Cizre Piskoposluğu’nda) oldu. 1915’te katliamlar başladığında Azah halkı, “kendilerine destek olması için” ondan Azah’a gelmesini istedi. 1927’de Diyarbakır cezaevinde 102 yaşında işkence edilerek öldürüldü. İnananlar onun mezarından toprak alır mezarı kutsal sayarlardı. Bugün Cizre’de hiç Asur kalmamıştır.” Abdalla, agm. s. 59, dipnot 11.  

[14] Tıdmur Süryanicede “mucize” anlamındadır.

[15] Cebrail Aydın, Tarihte Süryaniler, Cilt 1, İst. 1964, s. 67

[16] E.R. Hayes, Urfa Akademisi, çev. Yaşar Günenç, Yaba Yay. İst. 2002, ss. 33-34; Mehmet Çelik, Süryanilerin Etnik ve Dinsel Kimlikleri, http://goc.bilgi.edu.tr/documents.

[17] Çelik, Süryani Kilisesi Tarihi, Yaylacık matbaası, İst. 1997, s. 40; Aziz Günel, Türk Süryaniler Tarihi, İst. 1970, s. 103

[18] Msiha Zha, Erbil Vakayinamesi, çev. Erol Sever, Yaba Yay. İst. 2002, s. 23

[19] Zha, age. s. 27

[20] Zha, age. ss. 48-49

[21] Afrem Barsavm, Türkiye Mezopotamya’sında Turabdin Tarihi, Nsibin Yay. s. 13

[22] Andrew Palmer, “Kartmin (Mor Gabriel) Manastırının 1600 Yıllık Öyküsü” Hans Hollerweger, Turabdin” Linz, 1999, s.47

[23] Zha, age. s. 69

[24] Zha, age. ss. 72-73

[25] Efrem İsa Yusif, Mezopotamya’nın Bilim Öncüleri, Süryani Tercüman ve Filozoflar, çev. Mustafa Arslan, Doz Yay. İst. 2007, s. 65

[26] Yusif, age, ss. 66-67

[27] Adday Şer, Nusaybin Akademisi, çev. Nesim Doru, Yaba Yay. İst. 2006, ss. 77-79; Şer, 2002, age. s. 328

[28] Şer, 2002, age. s. 61

[29] Şer, 2002, age. s. 210

[30] Şer, 2002, age. s. 211

[31] Palmer, age. s.254

[32] Elif Keser, Tur Abdin, Süryani Ortodoks Dini Mimarisi, Tarih Vakfı Yay. İst. 2002, s. 139

[33] Afrem Barsavm, Saçılmış İnciler, çev. Zeki Demir, İst. 2005, s. 316

[34] Barsavm, 2005, age. s. 321

[35] Barsavm, 2005, age. s. 375

[36] Afrem Barsavm, Turabdin Tarihi, Nsibin Yay. İsveç 1996, s.36

[37] Barsavm, 2005, age. s. 446

[38] Husoyo: Belirli zamanlarda okunan düz yazı şeklindeki yakarış duasına Husoyo denir. Manastırlarda yaşayan ruhbanlara aittir.

[39] Barsavm, 2005, age. s. 452

[40] Barsavm, 1996, age. 53

[41] Barsavm, 2005, age. s. 161

[42] Barsavm, 2005, age. s.164

[43] Efrem Barsavm, Deyrulzafaran Manastırı Tarihi, çev. Gabriyel Akyüz, Ed. İ.Özcoşar-H.Güneş, İst. 2001, s. 41

[44] Günel, age. ss. 281-283

[45] Günel, age. s. 365

 

Bazı makaleleri okuyanilmek için "Acrobat Reader" programına sahip olmanız gerekmektedir.

Makaleleri okuyamıyorsanız ücretsiz Adobe Acrobat Reader programını buraya tıklayarak indirebilirsiniz.

   

   


© Copyright 2008 www.suryaniler.com
tasarım: Web Tasarım